Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar


ata-yatirim


Advertisement

Türkiye’nin 120 ilçesi çifte risk altında: Sıcaklık ve yoksulluk aynı haritada buluştu

Türkiye’nin 973 ilçesini kapsayan araştırma, aşırı sıcakların yarattığı riskin yalnızca termometrede ölçülen dereceyle belirlenmediğini ortaya koydu. 1980-2024 dönemini inceleyen çalışmaya göre 120 ilçe, yüksek sıcaklık tehlikesi ile sosyoekonomik kırılganlığın kesiştiği çifte risk bölgesinde yer alıyor. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, İç Ege’nin bazı kesimleri ve Doğu Anadolu’nun alçak vadileri öne çıkarken, araştırma iklim krizinin etkilerinde gelir ve yaşam koşullarının belirleyici rolüne dikkat çekiyor.

 Türkiye'nin 973 ilçesini kapsayan araştırma, aşırı sıcakların yarattığı riskin

Türkiye’nin 973 ilçesini kapsayan yeni bir araştırma, aşırı sıcakların etkisinin yalnızca sıcaklığın derecesine değil, toplumların bu koşullara uyum kapasitesine de bağlı olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre 120 ilçede yüksek sıcak tehlikesi ile sosyoekonomik kırılganlık kesişiyor. Çifte riskin en yoğun olduğu bölgeler Güneydoğu Anadolu, Çukurova, İç Ege’nin bazı kesimleri ile Doğu Anadolu’nun alçak vadileri olarak belirlendi.

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı tarafından yürütülen ve Climatic Change dergisinde yayımlanan araştırmada, Türkiye’deki 973 ilçenin 1980-2024 dönemindeki aşırı sıcak koşulları incelendi. Sıcaklık verileri, ilçelerin sosyoekonomik yapılarıyla karşılaştırılarak aşırı sıcaklara karşı riskin bölgesel dağılımı ortaya çıkarıldı.

Araştırmaya göre Türkiye’deki her sekiz ilçeden biri, hem yüksek sıcak tehlikesi hem de düşük uyum kapasitesi nedeniyle çifte risk altında bulunuyor.

Risk yalnızca sıcaklıkla ölçülmüyor

Araştırmada aşırı sıcak tehlikesi; sıcak hava dalgalarının sayısı, süresi ve şiddetinin yanı sıra en sıcak günler, tropik gece sayısı ve sıcaklıkların artış hızı gibi yedi farklı gösterge üzerinden hesaplandı.

Sosyoekonomik kırılganlığın belirlenmesinde ise TÜİK’in gelir verileri kullanıldı. Özellikle en düşük gelir grubuna daha yüksek ağırlık verildi. Bunun temel nedeni, sıcaklardan korunma imkanlarının gelir seviyesine göre ciddi biçimde değişmesi olarak açıklandı.

Klimaya erişim, binaların yalıtımı, açık havada çalışma zorunluluğu, çalışma saatlerini değiştirebilme imkanı ve sağlık hizmetlerine erişim gibi unsurlar, aynı sıcaklık değerinin farklı bölgelerde farklı sonuçlar doğurmasına neden oluyor.

Bu nedenle araştırmada risk, yalnızca meteorolojik tehlike üzerinden değil, sıcaklık ile sosyoekonomik kırılganlığın kesişimi üzerinden değerlendirildi.

120 ilçe çifte risk altında

İlçeler sıcaklık tehlikesi ve sosyoekonomik kırılganlık açısından ayrı ayrı sıralandığında, her iki kategoride de en riskli grupta bulunan 120 ilçe belirlendi.

Çifte risk taşıyan ilçelerin en geniş kümelenmesi Güneydoğu Anadolu’da görüldü. Şanlıurfa, Mardin ve Batman’ın yanı sıra Diyarbakır, Siirt ve Şırnak’ın bazı kesimleri yüksek riskli bölgeler arasında yer aldı.

İkinci önemli küme Adana ve çevresindeki Çukurova Ovası olurken, üçüncü küme ise İç Ege ve Doğu Anadolu’daki bazı bölgelerde ortaya çıktı.

Aydın, Denizli, Kütahya, Uşak, Manisa ve Afyonkarahisar’ın yayla kesimleri ile Malatya, Elazığ ve Tunceli’nin alçak vadileri de yüksek sıcaklık ve ekonomik kırılganlığın kesiştiği alanlar arasında gösterildi.

Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri, sıcaklık kaynaklı riskin yalnızca Türkiye’nin en sıcak bölgeleriyle sınırlı kalmaması oldu. Ekonomik kırılganlığın yüksek olduğu bölgelerde, sıcaklık tehlikesi daha geniş bir coğrafyada etkili hale geliyor.

Akdeniz’de “tropik gece” uyarısı

Araştırmada gündüz sıcaklıklarının yanı sıra geceleri sıcaklığın 25 derecenin altına inmediği “tropik geceler” de dikkate alındı.

Bu ölçütün kullanılması, özellikle Akdeniz kıyılarındaki risk tablosunu belirgin biçimde değiştirdi. Geceleri havanın yeterince serinlememesi, vücudun gün içerisinde maruz kaldığı ısı stresinden toparlanmasını zorlaştırıyor.

Adana, Mersin ve Hatay hattı, hem gündüz sıcaklıklarının 40 dereceyi aşabilmesi hem de geceleri sıcaklıkların 25 derecenin üzerinde kalması nedeniyle Türkiye’nin en zorlu bölgelerinden biri olarak öne çıktı.

Antalya ve Muğla’da sıcaklık yüksek, risk görece düşük

Araştırmada sıcaklık tehlikesinin yüksek olduğu ancak sosyoekonomik kırılganlığın daha düşük kaldığı bölgeler de belirlendi.

Antalya ve Muğla kıyıları başta olmak üzere Aydın ve İzmir’in kıyı ilçeleri, Türkiye’nin en sıcak bölgeleri arasında bulunmasına rağmen görece yüksek gelir düzeyleri ve hizmet ağırlıklı ekonomik yapı nedeniyle daha düşük risk sınıfında kaldı.

Bununla birlikte bu bölgelerde elektrik şebekelerinin yüksek talep dönemlerine dayanıklılığı, mevsimlik tarım işçilerinin ve hizmet sektöründe çalışanların aşırı sıcaklardan korunması önemli başlıklar olarak öne çıktı.

Erzurum, Kars ve Ardahan için “geleceğin riski”

Araştırmada Erzurum, Kars ve Ardahan çevresindeki yüksek platolar ile Tokat, Sivas ve Yozgat gibi iç kesimler ise düşük sıcaklık tehlikesine ancak yüksek sosyoekonomik kırılganlığa sahip bölgeler olarak değerlendirildi.

Bu bölgelerde aşırı sıcaklar mevcut durumda birincil tehdit olarak görülmese de iklimin sağladığı sıcaklık avantajının zaman içerisinde azalması halinde düşük uyum kapasitesinin önemli bir risk oluşturabileceği belirtildi.

Her bölge için farklı önlem önerisi

Araştırmanın sonuçları, Türkiye’de aşırı sıcaklara karşı tek tip uyarı ve önlem politikalarının yeterli olmayabileceğine işaret ediyor.

Yüksek sıcaklık ve yüksek kırılganlığın bir arada bulunduğu ilçelerde kamuya açık serinleme alanlarının oluşturulması, aşırı sıcak saatlerinde açık alanda çalışmanın sınırlandırılması, konutlarda yalıtım ve pasif serinletme uygulamalarının desteklenmesi öneriliyor.

Sıcak ancak ekonomik açıdan daha güçlü kıyı ilçelerinde ise elektrik şebekesinin güçlendirilmesi, bina enerji standartlarının geliştirilmesi ve mevsimlik çalışanların korunması öncelikli hale geliyor.

Sıcaklık tehlikesinin henüz düşük olduğu ancak sosyoekonomik kırılganlığın yüksek bulunduğu bölgelerde ise sıcaklıklar yükselmeden uyum kapasitesinin artırılması gerekiyor.

Araştırmada ayrıca erken uyarı sistemlerinde yalnızca gündüz sıcaklıklarının değil, gece sıcaklıklarının da dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Yalnızca 40 derece eşiğine dayanan bir sistemin, geceleri 18 dereceye kadar serinleyen bir iç bölge ile gece sıcaklığının 27 derecede kaldığı bir kıyı bölgesini aynı şekilde değerlendirebileceği belirtildi.

Copernicus verilerine göre 2026 yılının temmuz ayı küresel ölçekte kayıtlardaki en sıcak ikinci temmuz olurken, kutup dışı okyanuslarda da temmuz ayı için en yüksek yüzey suyu sıcaklığı ölçüldü.

tclira.com