Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar


ata-yatirim


Advertisement

Deprem sanıldı, gerçek başka çıktı: Nepal-Tibet sınırında dehşet

Nepal ile Tibet arasındaki sınır bölgesinde 26 Ağustos’ta meydana gelen heyelan ve sellerde en az 353 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1.400 kişiden ise hâlâ haber alınamıyor. Felaketin 4,4 büyüklüğündeki bir depremden kaynaklandığı öne sürülürken, bilim insanları olayın buzulların erimesiyle tetiklenen kaya-buz çökmesi sonucu meydana geldiğini belirledi.

Nepal ile Tibet arasındaki sınır bölgesinde 26 Ağustos'ta meydana gelen

Nepal-Tibet sınırında 26 Ağustos’ta meydana gelen heyelan ve sel felaketi büyük yıkıma yol açtı. En az 353 kişinin yaşamını yitirdiği afette, yaklaşık 1.400 kişiden hâlâ haber alınamıyor.

İlk raporlarda felaketin 4,4 büyüklüğündeki bir deprem nedeniyle meydana geldiği öne sürüldü. Ancak ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ve bilim insanları, bölgede tespit edilen sarsıntının tektonik bir deprem olmadığını, devasa bir kaya-buz kütlesinin düşmesi sırasında oluşan basınçtan kaynaklanan deprem benzeri bir sinyal olduğunu açıkladı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, Langtang Lirung Zirvesi’nden kopan büyük bir kütlenin vadiye düşerek çığ ve sele dönüştüğünü belirtti.

Zincirleme felaket yaşandı

Prof. Dr. Görüm, olayın iklim değişikliğinin zincirleme etkilerine acı bir örnek olduğunu ifade etti. Buzulların erimesiyle dağların üzerindeki baskının hafiflediğini belirten Görüm, bu durumun zaman içerisinde dağ kütlelerinde çatlaklara ve büyük kopmalara neden olabileceğine dikkat çekti.

Kopan kaya ve buz kütlesinin vadiyi tıkayarak kısa süreli bir göllenmeye neden olduğu, ardından oluşan doğal setin yıkılmasıyla biriken çamur ve molozun büyük bir sele dönüştüğü belirtildi. Selin güzergahı üzerindeki alanlarda ağır yıkıma neden olduğu kaydedildi.

“Erken uyarı sistemi bulunmuyordu”

Görüm, bu tür kütle hareketlerinin GEOFON olarak adlandırılan deprem ve yer dinleme cihazlarıyla 20-30 kilometre öteden dahi tespit edilebildiğini söyledi.

Felaketin yaşandığı sınır kapısı bölgesinde erken uyarı sisteminin bulunmadığına dikkat çeken Görüm, bu tür sistemlerin can kayıplarının önlenmesi açısından önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye için de risk uyarısı

Prof. Dr. Tolga Görüm, benzer olayların Türkiye’de de yaşanabileceğine dikkat çekti. Görüm, 1840 yılında Ağrı Dağı’nda meydana gelen benzer bir olayda yaklaşık 1.700 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlattı.

Türkiye’de özellikle buzul göllerinin bulunduğu bölgelerin potansiyel risk taşıdığını belirten Görüm, Erzurum, Artvin’in Tortum ilçesi, Kars’ın Kağızman ilçesindeki Denizgölü çevresi ve Hakkari’deki bazı alanlara dikkat çekti.

tclira.com