TCLira.com Özel/ Kemal Arda Ayvalıoğlu
Kanal İstanbul projesine karşı yürütülen davada kritik bir gelişme yaşandı. İstanbul 4. İdare Mahkemesi tarafından görevlendirilen bilirkişi heyeti, projenin çevresel etkilerine dair hazırladığı raporda çarpıcı tespitlere yer verdi. Rapora göre, proje kapsamında yapılan çevre planı değişikliği, İstanbul’un önemli su kaynaklarını tehdit ediyor.
Bilirkişi heyeti, projenin hayata geçmesi halinde Sazlıdere Barajı’nın tamamen yok olacağını, Şamlar Ormanı’nın ciddi zarar göreceğini ve Terkos Gölü’nün işlevsiz hale geleceğini ortaya koydu. Bu durumun ise İstanbul’da su kıtlığı riskini ciddi şekilde artıracağı vurgulandı. Kanal İstanbul projesinde yaşanan gelişmeler hakkında Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Burak Çatlıoğlu TCLira’ya açıklamalarda bulundu.
“Kanal İstanbul şehrin deprem tehlikesi riskini arttırmaktadır”
Kanal İstanbul projesinin sadece bir su yolu projesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Çatlıoğlu, “Yanındaki rezerv alanlar yani yapılaşmayla, Karadeniz kıyısına yapılacak dolum tesisleriyle buradan çıkacak hafriyatların Marmara Denizi’ne dökülmesiyle oluşturulması planlanan adalarla bir bütün projedir. Bu haliyle baktığımızda da yapılaşmayı artırması sebebiyle zaten İstanbul’un deprem tehlikesi riskini arttırmaktadır. Bunun dışında Marmara Denizi ile Karadeniz’i birleştirdiğiniz zaman tsunami riskini artıyorsunuz çünkü Kuzey Anadolu fayı Marmara Denizi’nin içerisinden geçmektedir” dedi.
“Kanal yapımı sırasında kazı yaptıkça heyelanlar meydana gelecektir”
Çatlıoğlu, “Bu fay içerisinde meydana gelecek bir depremde sismik etkiden dolayı ya da Marmara Denizi içerisinde heyelanlı alanlar bulunmakta, deniz tabanındaki bu deprem etkisiyle çökmeden dolayı bir tsunami meydana gelirse, siz bu kanalı açtığınızda bu tsunami dalgaları kilometrelerce daha içeriye girecektir. Yani Küçükçekmece Gölü kuzeye doğru basınçlı bir şekilde hareket edecek ve tahribatı artacaktır . Bu nedenle Kanal İstanbul tsunami riskini de artıran bir projedir. Kanal yapımı sırasında kazı yaptıkça heyelanlar meydana gelecektir. Özellikle bunu bir örnekle anlatmak isterim; bir yoğurt kabını düşünün, o bölgede zemin çok kötü. Jöle gibi bir zemin var Küçükçekmece Gölü’nün etrafında ve ilerisinde. Siz burayı kazdığınızda yanlardan dökülmeler ve heyelanlar meydana gelecektir. Nasıl ki biz yoğurt kabına kaşığı daldırıp bir kaşık aldığımızda yoğurtlar yan taraftan aldığımız yere doğru devriliyorsa kanalı açtıkça heyelanlar meydana gelecektir ki, özellikle Panama Kanalı’nın inşaatında birçok heyelan meydana gelmiş ve işçiler yaşamını yitirmiştir. Bunun dışında tuzlu su içeriye doğru giriş yaptığı için özellikle Başakşehir taraflarında bulunan kireç taşları karbonatlı kayalardır. Bu kireç taşları deniz suyuyla karşılaştığı zaman, tuzlu su içeriye doğru giriş yaptığında kireç taşlarının içerisinde karstik boşluklar oluşturacaktır” ifadelerini kullandı.

“Kanal İstanbul’un maliyetiyle ilgili de çok spekülasyon var”
“Karstik boşlukların üzerinde bulunan yapılarda ise zaman içerisinde obruk tarzı çökmeler meydana gelebilir” diyen Çatlıoğlu, bu durumun deprem riskini hatta deprem olmadan dahi yapı riskini artıran faktörlerden birisi olduğunu belirtti. Bunula birlikte Kanal İstanbul projesinin ÇED raporu incelendiğinde Kanal güzergahı boyunca belirlemiş oldukları faylar olduğunu ifade eden Çatlıoğlu, “Bunların üç tanesi Küçükçekmece göl tabanında. Kanal güzergahında irili ufaklı karasal fayların bulunduğu belirlenmiştir ancak bu fayların kanal yapılırsa nasıl bir etki yapacağıyla ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Kanal İstanbul’un maliyetiyle ilgili de çok spekülasyon var. Doğru bir bilgi yok çünkü bir fizibilite raporu bulunmamakta bu da bir projenin eksikliğidir. Bir projeyi ortaya koyduğunuz zaman fizibilite raporunu da ortaya koymanız gerekir. Bu konuda yayınlanmış bir rapor yok. Devlet tarafından açılmış Kanal İstanbul diye bir web sitesi var. Burada inşaata ilişkin 15 milyar dolar civarında yaklaşık bir maliyet verilmiş. Bu kadar yüksek maliyetli bir inşaat yapmak yerine, o bölgedeki ya da İstanbul genelindeki 2000 yılı öncesi mühendislik hizmeti almamış yapılar için kullanmak İstanbul’un deprem riskini azaltmak için daha önceliklidir” diye konuştu.
Çatlıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim şu an önceliğimiz kanal inşaatı değil, İstanbul’un yapı stokunu güçlendirip, depreme hazırlamaktır. Kanal güzergahı boyunca arkeolojik kalıntılar mevcut. Bunların geleceğine dair hiçbir bilgi yok. Kanal İstanbul projesiyle birlikte eğer bu eserler incelemeye ve korumaya alınmazsa, bunlar da tatlısu kaynakları, tarım alanları gibi yok edilecek diye düşünüyoruz. Bu şekilde de kültür mirasımız da korunmamış ve yok edilmemiş olacak” şeklinde konuştu.



