Geçen günlerde İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanlığı için adaylığını açıklayan Adnan Dalgakıran’ın basın toplantısına katıldım.
Salonda iş dünyasından oldukça geniş bir katılım vardı. Dalgakıran’ın konuşmasını dinlerken benim en çok dikkatimi çeken, klasik bir seçim konuşmasından çok İSO’nun çalışma biçimini değiştirme iddiası oldu.
Sanayicinin önündeki tablo kolay değil.
Yüksek maliyetler, pahalı finansman, daralan talep ve atıl kapasite uzun süredir gündemde. Bunların yanına yapay zeka, yeşil dönüşüm, Çin kaynaklı rekabet ve küresel ticarette giderek güçlenen korumacılık ekleniyor.
Dalgakıran da konuşmasının önemli bölümünü tam olarak buraya ayırdı.
İSO’nun sorun ortaya çıktıktan sonra açıklama yapan bir kurumdan, dünyadaki gelişmeleri daha erken okuyup sanayiciyi hazırlayan bir yapıya dönüşmesini istiyor.
Bu yaklaşımın en ilginç projelerinden biri Sanayi Radarı.
Planlanan sistem Silikon Vadisi’nden Shenzhen’a, Seul’den Avrupa’ya kadar sanayiyi etkileyebilecek teknolojik ve ekonomik gelişmeleri takip edecek. Amaç oldukça net. Türk sanayicisinin önemli bir gelişmeyi rakibinden sonra öğrenmemesi.
Bence üzerinde durmaya değer bir fikir.
Bugün rekabet yalnızca daha kaliteli ya da daha ucuza üretmek üzerinden yürümüyor. Bilgiye ne kadar erken ulaştığınız, teknolojiyi ne kadar hızlı kullandığınız ve dünyadaki değişimi ne kadar doğru okuduğunuz da rekabet gücünüzün bir parçası.
Yapay zeka fabrikaya girecek
Toplantıda dikkatimi çeken ikinci başlık yapay zeka oldu.
Dalgakıran yapay zekayı sanayi açısından teorik bir teknoloji tartışmasının dışına çıkarıyor. Üretim planlamasından kaliteye, bakımdan enerji kullanımına, tedarikten satışa kadar doğrudan fabrikanın içine sokmayı hedefliyor.
Kullandığı ifade de oldukça açık: “Yapay zekayı fabrikanın verimlilik aracına dönüştüreceğiz.”
Türkiye’de yapay zekayı çok konuşuyoruz. Sanayide asıl soru ise şirketlerin bundan ne kadar ölçülebilir verimlilik yaratabildiği olacak.
Yeşil dönüşüm de benzer biçimde ele alınıyor. Enerji verimliliği, karbon yönetimi, temiz üretim ve yeşil finansman yalnızca uyulması gereken yeni kurallar olarak görülmüyor. Bunların şirketlerin rekabet gücünün bir parçası haline gelmesi hedefleniyor.
Üretmek yetmiyor, satabilmek gerekiyor
Konuşmanın benim açımdan önemli taraflarından biri de pazarlama ve pazar meselesinin sanayi politikasının içine açık biçimde yerleştirilmesiydi.
Türkiye’nin Avrupa, Ortadoğu, Afrika, Kafkasya ve Orta Asya’nın kesişimindeki konumunun yeni sipariş ve yatırıma dönüştürülmesi hedefleniyor.
Buradaki yaklaşım yalnızca daha fazla ihracat yapma hedefiyle sınırlı kalmıyor.
Markalaşma, şirket satın almaları, yerinde üretim ve dağıtım ağları da programın içinde.
Bu önemli. Dünyanın en iyi ürünlerinden birini üretebilirsiniz. Doğru pazara ulaşamıyor, markanızı doğru konumlandıramıyor ve müşterinizi bulamıyorsanız üretim gücünüz tek başına yeterli olmuyor.
Finansman için ayrı masa
Sanayicinin bugün en fazla zorlandığı alanlardan biri finansman.
Dalgakıran bunun için İSO bünyesinde Sanayi Finansmanı ve Turnaround Masası kurmayı planlıyor. Uluslararası bankalar, ihracat kredi kuruluşları, kalkınma finansmanı kurumları ve yatırım fonlarıyla sanayici arasında daha güçlü bir bağlantı kurulması hedefleniyor.
Ankara tarafında da benzer bir yaklaşım var.
Sanayicinin sorununu ilgili makama iletip bırakmak yerine, konunun sonucuna kadar takip edilmesini sağlayacak ayrı bir kamu ilişkileri yapılanması planlanıyor.
Programın ortak noktası burada ortaya çıkıyor. Dalgakıran daha fazla konuşan bir İSO’dan çok, daha fazla sonuç üreten bir İSO vadediyor.
Bunu toplantının sonunda oldukça net bir cümleyle anlattı: “Başarımızı ne kadar konuştuğumuzla değil, sanayicimiz için ne kadar sonuç ürettiğimizle ölçeceğiz.”
Bence bundan sonrası için izlenmesi gereken yer de tam burası.
Sanayi Radarı kurulabilecek mi? Yapay zeka fabrikalarda gerçekten ölçülebilir verimlilik yaratabilecek mi? Uluslararası finansman kaynakları sanayiciye ne kadar açılabilecek? Türkiye’nin coğrafi avantajı yeni siparişlere ve yatırımlara dönüşebilecek mi?
Sanayinin bugün yeni kavramlardan çok, çalışan modellere ihtiyacı var.
Dalgakıran nasıl bir İSO istediğini anlattı. Şimdi önümüzde seçim süreci var.
Sanayinin rekabet gücünü korumaya, dönüşümü hızlandırmaya ve üretimi yeniden güçlü bir büyüme alanına taşımaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz.
Seçim sonuçlarının İstanbul Sanayi Odası’na, Türk sanayisine ve ülkemize değer ve yarar getirmesini diliyorum.


