Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın düzenlediği Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşma yazılı ve görsel medyada gündemin ilk sırasında yer aldı. Erdoğan bu konuşmasında “Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 350 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Ortanca yaşımız 2025’te 34,9’a çıktı. Yaşlı nüfus oranımız ise 2025 itibariyle yüzde 11,1’e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda” sözleriyle ülkemizin demografik yapısındaki endişe verici değişime dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan aile ve nüfus meselelerindeki mevcut durumun başlıca nedenleri olarak Türkiye’nin ekonomik, ticari ve beşeri bakımdan dünya ile bütünleşmiş bir ülke olarak diğer ülkelerdeki olumsuz gelişmelerden etkilenmesini ve 1960’lardan itibaren devreye konulan yanlış politikaları ve algıları dile getirdi. “Bilhassa yaşı 50’nin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar. Ülkemizde yıllarca şöyle bir propaganda yağmuruna tutuldu. Bize nüfusla kalkınma arasında birbirine zıt bir ilişkinin olduğu söylendi. Yani nüfus ve doğurganlık arttıkça yoksulluğun artacağı, refahın azalacağı ifade edildi. Nüfus kontrol politikalarını bir tabu haline getirerek en küçük bir aykırı sese, fikre müsaade etmediler. Ayrıca aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralıkla, yobazlıkla suçladılar” sözleriyle AKP iktidarı öncesinde yapılan uygulamaları eleştirdi.
Erdoğan ayrıca 2007 yılında “en az üç çocuk” diyerek hızla yaklaşan bir tehlikeye dikkati çektiklerini hatırlatarak, “Bu çağrımız ülkeye dair her konuya ideolojik gözlükle bakanların tepkisini çekmiş, bizi son derece seviyesiz ifadelerle eleştirmişlerdi. Hayat tarzına müdahale eden, inanç değerlerimizi hedef alan küstahlıklara kadar nice akıl ve ahlak dışı ithama, iftiraya, edepsizliğe maruz kaldık. Sonuçta ne oldu? Aradan geçen sürede üç çocuk çağrılarımızın haklılığı ispat edilmiş oldu. O günlerde bizi eleştirenler bugün hakkımızı teslim etmek zorunda kalıyor” dedi.

2025 yılının ‘Aile Yılı’, 2026-2035 döneminin de ‘Aile ve Nüfus 10 Yılı’ olarak ilan edilmesiyle ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduklarını ifade eden Erdoğan, aile ve nüfus meselesini toplumun ve siyasetin gündemine taşıdıklarını belirtti. Nüfus artışının hızlanması için atılan somut adımlarla ilgili olarak “Yuva kuracak gençlerimize verdiğimiz 150 bin liralık destek tutarını 200-250 bin liraya yükselttik. Genç çiftlerimize iki yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli kredi sağlıyoruz. 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarımızın tutarını yükselttik. Temmuz 2025’te Yarı Zamanlı Çalışma Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyduk. Sosyal konutlardan yararlanmada üç ve daha fazla çocuklu ailelerimize öncelik tanıdık. Doğum izni sürelerini yeniden düzenledik. Dün yürürlüğe giren kanuna göre çalışan anneler doğum izinlerini artık 24 hafta olarak kullanabilecek. Bundan sonra Mayıs ayının son haftasını ‘Milli Aile Haftası’ olarak kutlayacağız” dedi.
Türk gençlerinin evlilik ve ebeveynlik kararlarını geciktirmesi iddia edildiği gibi dünyanın geri kalanındaki toplumsal yozlaşmanın ve ‘eski Türkiye’de yapılan yanlışların bir sonucu olabilir. Örneğin, 1984 yılında iş insanı Vehbi Koç’un öncülüğünde kurulan Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nın çalışmaları meyvelerini 40 yıl sonra vermeye başlayarak ülkemizin toplam doğurganlık hızını 1,5’in altına indirmiş olabilir. Tek parti dönemindeki ekmek karnesi uygulamasının muhtemel uzun dönem etkilerini de gözardı etmemek gerek. Buna karşılık, kimi muhalifler günümüz Türkiyesi’ndeki sosyo-ekonomik koşulların ve geleceğe dair belirsizliklerin gençleri çocuk sahibi olmaktan caydırdığını, bundan da ülkeyi çeyrek asırdır yöneten kadroların sorumlu olduğunu iddia edebilirler.
Şu an sorumluluğun kimde olduğunun ortaya konmasından daha önemli olan, demografik trendleri tersine çevirecek icraatların hayata geçirilmesi. Örneğin bu yıl ‘Milli Aile Haftası’ olarak kutlanacak olan mayıs ayının son haftasından 9 ay sonra, yani 2027’nin şubat ayının sonlarında bebek doğumlarında belirgin bir artış görülürse, nüfus artışı kampanyasına iyi bir başlangıç yapıldığını söyleyebileceğiz. Hükümetin vereceği teşvikler artık erişilmez gibi görünen “en az 3 çocuk” hedefini tutturmak için yeterli olmasa dahi, “hiç olmazsa 1 çocuk” için yeterli cephanemiz olduğunu tahmin ediyorum.

