Türkiye’de enflasyon tartışmalarının odağında sıkça asgari ücret artışları gösterilse de, yeni bir araştırma ücretlerin enflasyonun temel belirleyicisi olmadığını ortaya koydu. İktisatçılar Cem Oyvat, Ceyhun Elgin ve Adem Yavuz Elveren’in çalışmasına göre, asgari ücretteki zamların enflasyon, işsizlik ve dış ticaret açısı üzerindeki etkisi sınırlı kalıyor. Araştırma, özellikle dar gelirli çalışanların alım gücünü korumanın ve makroekonomik istikrarı sağlamanın doğru kurgulanmış kur ve sanayi politikalarıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
Son 10 yılın en düşük seviyeleri
Araştırmada, 2025 başında yüzde 30 oranında yapılan asgari ücret artışının, TÜİK’in tüketici enflasyonu veya Türk-İş’in açlık sınırı karşısında reel olarak düşüş anlamına geldiği vurgulandı. Eylül 2025 itibarıyla asgari ücret, Türk-İş’in açlık sınırının yüzde 20,6 altında kaldı ve son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi.
Çalışmaya göre, asgari ücretteki yüzde 10’luk bir artış:
-
Enflasyonu yılda 1 ila 2 puan artırıyor. Ana modele göre yüzde 30 yerine yüzde 50 zam yapılması yıllık enflasyonu sadece 3,2 puan yukarı çekiyor.
-
İşsizliği sadece 0,10-0,15 puan artırıyor.
-
Dış ticaret açığını milli gelirin yüzde 0,1-0,3’ü kadar yükseltiyor.
Araştırmacılar, asgari ücretin fiyatları talep kanalıyla etkileme potansiyelinin sınırlı olduğunu ve enflasyonun esas belirleyicisinin döviz kuru şokları olduğunu belirtiyor. Ayrıca, ücret artışlarının iş gücü üretkenliğini artırdığı ve uzun vadede birim maliyetler üzerindeki olumsuz etkileri azalttığı ifade ediliyor.
Cem Oyvat, Ceyhun Elgin ve Adem Yavuz Elveren, yaptıkları araştırmada ücret artışlarını tek başına enflasyon nedeni olarak görmek yerine, kur ve sanayi politikalarıyla desteklenen yapısal önlemlerin önemine dikkat çekti. Araştırmacılar, “Doğru kurgulanmış politikalarla, geniş toplum kesimleri için anlamlı bir gelir artışı sağlanabilir ve makroekonomik etkiler yönetilebilir” dedi.



