tclira.com ÖZEL/ Kemal Arda Ayvalıoğlu
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan süreçte terörsüz Türkiye için Meclis’te kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’, PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüşmek için İmralı Cezaevi’ne gitme kararı aldı. Karar, kapalı oylamayla alınırken, CHP, toplantının oylama kısmına katılmadı. Konuya ilişkin tclira’ya önemli açıklamalarda bulunan Eski Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve ekonomist Bartu Soral, CHP’nin İmralı ziyaretine ilişkin komisyon oylamasına katılmama kararının doğru olduğunu belirterek, Öcalan’ın muhatap alınacağı bir sürecin hem siyasi hem toplumsal açıdan kabul edilemez olduğunu söyledi.
“Öcalan’a gitmek, acıları yok saymaktır”
Bartu Soral, Öcalan’ın muhatap alınmasına yönelik girişimlerin toplumda karşılığı olmadığını belirterek, 30 yıldır PKK’nın saldırıları sonucu çok sayıda sivil, asker, öğretmen ve kamu görevlisinin hayatını kaybettiğini hatırlattı. Soral, “Biz kimseye saldırmadık, PKK saldırdı. Türkiye vatanını savundu. Öcalan’a gitmek, bu acıları yok saymaktır” ifadelerini kullandı.
“Bu süreç Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır”
Sürecin uluslararası boyutuna da dikkat çeken Soral, ABD’nin Suriye’de PKK/YPG’ye verdiği desteğin yıllardır sürdüğünü söyledi. Türkiye’nin ABD ile son görüşmelerinde bu konunun gündeme dahi getirilmediğini kaydeden Soral, “Siz, ABD’ye gidip onların istediği 25 yıllık LNG anlaşmasını kabul ettiniz ama Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanmasına dair bir talepte bulunmadınız. Buna karşılık Öcalan’a gitmeyi gündeme alıyorsunuz. Bu, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır” dedi.
“Süreç baştan işlevsizdir”
Öcalan ve PYD’den gelen açıklamaların da ziyaretin etkisizliğini ortaya koyduğunu belirten Soral, Mazlum Abdi’nin “Öcalan’ın çağrılarını muhatap almıyoruz” sözlerini hatırlatarak, Öcalan’ın etkisinin kalmadığını, örgütün Suriye kolunun bile kendisini muhatap almadığını ifade etti. Soral bu nedenle sürecin baştan “işlevsiz” olduğunu vurguladı.
Soral sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sürecin hiçbir şekilde Türk milletinin hayrına olmadığını da şöyle ispatlayabiliriz:
Devlet Bahçeli, Öcalan PYD’ye de silah bırakma çağrısı yapsın dedi. Ses Mazlum Abdi’den geldi. “Biz Öcalan’ın çağrısını muhatap almıyoruz, konu bizi ilgilendirmiyor” dedi. Öcalan da konu PYD’yi bağlamıyor” dedi. Nitekim bu PKK hamisi olan ABD’ye hiçbir şey söylemedikten sonra, bu haminin taşeronu olan Öcalan’a gitmenin hiçbir anlamı ve hiçbir esprisi olmadığı gibi bu olay doğrudan sadece şehitlere, gazilere ve onların ailelerine değil, Türk milletine de bir hakaret ve ihanettir. Yarın bunu yapanlar yargılanırsa hiç şaşırmayın.”

“Bu iktidar gidecek ve terör örgütüyle görüşenler yargılanacak”
Soral, “Birinci açılım sürecinde de ben bunları söylemiştim. Nitekim birinci açılımın sonunda 2015 haziran seçiminde AK Parti seçimleri kaybetti ve ondan sonra o açılım sürecinde Oslo’da, Dolmabahçe’de olanlar yargılandı. Şimdi AK Parti iktidardan gittikten sonra ‘ki gidecek’, çünkü hiçbir iktidar sonsuz değildir. Terör örgütü başıyla görüşenler yargılanacaktır. Şimdi Kürt sorunu olduğundan bahsediliyor değil mi, bir kere birincisi Kürt kökenli vatandaşlarla PKK’yı asla bir tutmayalım çünkü Kürtler içinde çok sayıda Türk milletine bağlı, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı, Türk bayrağına bağlı, Türk diline bağlı insan var. Bu noktada bana sorarsanız bilerek bir etnik soğukluk yaratılıyor” dedi.
“Esas sorun yoksulluk, işsizlik, tarım ve sanayinin çöküşüdür”
Kürt sorunu tartışmalarının yanlış çerçevelendiğini söyleyen Soral, Bölgedeki esas meselenin yoksulluk, işsizlik, tarım ve hayvancılığın çöküşü, sanayinin olmaması olduğunu belirtti. “Kürt sorunu” söylemi altında toprak reformu, kalkınma planı gibi başlıkların konuşulmadığını ifade eden Soral, gündemde sadece Öcalan’ın serbest bırakılması, ana dilde eğitim ve anayasa değişikliği taleplerinin öne çıkarıldığını belirterek şöyle dedi:
“Kürt kökenli vatandaşlarımızın büyük bölümü Türkiye Cumhuriyeti’ne sadıktır. PKK ile Kürtleri özdeşleştirmek emperyal bir projedir. Bölgedeki esas sorun ise yoksulluk, işsizlik, tarım ve hayvancılığın çöküşü ve sanayinin olmayışıdır. Buna dair bir kalkınma planı duyduk mu? Hayır.”
Soral, yıllardır milyonlarca insanın yoksulluk nedeniyle bölgeden göç ettiğini hatırlattı. “Gaziantep bile yıllarca göç verdi, ta ki Anadolu Kaplanları dönemi sanayi atılımı başlayana kadar” dedi.
“Öcalan’ın serbest kalıp parti kurması Türkiye’yi böler”
Öcalan’ın serbest kalması ve olası bir siyasi parti kurup siyasete atılmasına ilişkin tartışmalara da değinen Soral, bu durumun Türkiye’nin üniter yapısını bozacağını söyleyerek, böyle bir ihtimalin mümkün olmadığını da aktardı. Soral, “Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyeti bozacak bir adım olmaz, olamaz. Öcalan’ın serbest kalıp parti kurması Türkiye’yi böler. Bu nedenle böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi mümkün değildir” şeklinde konuştu.
“Bahçeli’nin çıkışının dünyada başka hiçbir örneği yoktur”
Soral, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarındaki tutum değişikliğini de eleştirerek, bunun Türkiye’nin siyasi ikliminde ciddi soru işaretleri yarattığını şu sözlerle ifade etti:
“Bahçeli, “İp mi bulamıyorsun, al sana ip. Haydi as!” söyleminden bu noktaya geliyorsa, böylesine siyasi duruşunu değiştiriyorsa eğer, bir siyasi görüşü ve bir çizgisi yoktur veya çizgisini değiştirecek birtakım dış güçlerin talimatı vardır. Aksi takdirde hiç kimse terör örgütü liderine Türkiye’de binlerce insanımızı katleden bir örgütün başına ‘kurucu önder çıksın’ diye bir çağrıda bulunmaz, bulunamaz, dünyada da hiçbir örneği yoktur. Öcalan’ın zaten çağrılarına baktığımızda hiç de öyle teslim olmuş bir terör örgütü lideri gibi değil de, Türkiye Cumhuriyeti’ni teslim almış bir lider gibi konuşmalar, çağrılar var.”
“Olumsuz sonuç çıkarsa faturayı CHP’ye kesebilirler”
Soral ayrıca, sürecin siyasi sonuçlarına dikkat çekerek, iktidarın sürecin başarısızlığı halinde bu sorumluluğu CHP’nin üzerine bırakabileceğini söyledi. DEM Parti ile olası bir yakınlaşmanın seçim döneminde Cumhur İttifakı tarafından “beka” söylemiyle kullanılabileceğini, bunun CHP açısından risk oluşturduğunu ifade etti.
Soral sözlerini şöyle noktaladı:
“Eğer bu görüşmelerden bir sonuç elde edilemezse, siyasi olarak korkarım ki, daha önceki ‘FETÖ açılım sürecinde olduğu gibi, CHP bu süreçlerden kendisini koruyamazsa, ateşten topu yine CHP’nin kucağına bırakabilirler. CHP de her zaman yaptığı gibi, içerideki yapının bozulmasıyla ‘Kemal Kılıçdaroğlu’ sebebiyle bozulmasıyla, bir kez daha söylüyorum, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bozduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde şu anda bir cephede Atatürkçüler, diğer cephede ise DEM’liler var. CHP, içerideki bu yapı sebebiyle seçimi kazanacağını zannedip DEM ile tekrar bir iş birliği başlatırsa, şöyle bir siyasi senaryo oluşabilir: Masadan kalkılır, DEM Parti, CHP’ye doğru ittirilir ve CHP de sevgi dolu kucağını DEM’lilere açar. Bu durumda Cumhur İttifakı, ‘beka, vatan, millet, bize saldırıyorlar, dış örgüt bunlar, emperyalizme hizmet ediyorlar’ diyebilir. Ekonominin ve yoksulluğun geldiği hâlden ötürü seçimi kaybetmesi garanti olan Cumhur İttifakı, bu sayede seçimi kazanma şansını elde edebilir. CHP’nin buna çok dikkat etmesi gerekir.”

