Dünya ekonomisinde yüksek faiz ortamı, şirketlerin bilançoları üzerindeki baskıyı artırmaya devam ediyor. Finansman maliyetlerinin yükselmesi, kâr marjlarının daralması ve ekonomik belirsizlikler, özellikle borçluluk oranı yüksek şirketleri zorluyor. Küresel ticari alacak sigortası şirketi Allianz Trade tarafından yayımlanan 2026 Küresel İflas Raporu, şirketlerin finansmana erişim koşullarındaki bozulmanın iflas risklerini artırdığına dikkat çekiyor. Raporda, 2026 yılında her 10 ülkeden 6’sında şirket iflaslarının arttığı belirtilirken, yüksek faizlerin önümüzdeki dönemde de işletmeler üzerinde baskı oluşturacağı öngörülüyor.
Faizde 100 baz puanlık artışın faturası 10 milyar Euro’ya ulaşabilir
Raporda yüksek faizlerin şirketler üzerindeki etkisini ortaya koyan dikkat çekici bir hesaplama yer alıyor.
Batı Avrupa’da banka kredi faizlerinin 100 baz puan, yani 1 yüzde puan yükselmesi durumunda şirketlerin toplam faiz giderlerine 6 ila 10 milyar Euro arasında ek yük gelebileceği tahmin ediliyor.
Bu hesaplama, finansman maliyetlerindeki görece sınırlı bir artışın bile şirketler açısından milyarlarca Euro’luk ek gider yaratabileceğini gösteriyor.
Özellikle yüksek borçlulukla faaliyetlerini sürdüren, yatırımlarını krediyle finanse eden ve işletme sermayesi ihtiyacını borçlanarak karşılayan şirketler açısından faiz giderleri önemli bir risk oluşturuyor.
Faiz maliyetlerinin yükselmesi yalnızca şirketlerin net kârını azaltmakla sınırlı kalmıyor. İşletmelerin yeni yatırım kararlarını, üretim kapasitelerini ve istihdam politikalarını da etkileyebiliyor.
Şirket iflasları 10 ülkeden 6’sında arttı
Küresel İflas Raporu’na göre, 2026 yılında ülkelerin yüzde 60’ında şirket iflaslarında artış yaşandı.
Raporda 2027 ve 2028 yıllarında ise iflas sayılarında kademeli bir iyileşme bekleniyor. Önümüzdeki iki yıllık dönemde ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde iflasların azalacağı tahmin ediliyor.
Ancak bu iyileşme beklentisi, şirketlerin finansal sorunlarının tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.
Yüksek faizler, enerji maliyetleri ve ekonomik belirsizlikler özellikle finansal açıdan kırılgan şirketler üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.
Raporda, 2027 yılında ülkelerin yüzde 60’ında politika faizlerinin önceki 12 ila 24 aylık döneme kıyasla daha yüksek seviyelerde kalacağı öngörülüyor.
Bu tablo, finansman koşullarında hızlı ve kapsamlı bir rahatlamanın bütün ülkelerde aynı anda gerçekleşmeyebileceğine işaret ediyor.
Enerji, telekomünikasyon ve yenilenebilir enerji sektörleri baskı altında
Yüksek finansman maliyetlerinin özellikle sermaye yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin kârlılığı üzerinde etkili olması bekleniyor.
Raporda yenilenebilir enerji, telekomünikasyon ve elektrik enerjisi sektörleri, artan faiz giderleri nedeniyle kâr marjları baskı altında kalabilecek alanlar arasında gösteriliyor.
Bu sektörlerde yatırımların önemli bölümü uzun vadeli finansman gerektiriyor. Dolayısıyla borçlanma maliyetlerindeki yükseliş, yatırım projelerinin ekonomik fizibilitesini ve şirketlerin nakit akışlarını etkileyebiliyor.
Diğer taraftan enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seviyelerde kalması, Avrupa’daki enerji yoğun sanayi kuruluşları açısından ek bir maliyet unsuru oluşturuyor.
Böylece şirketler hem faaliyetlerini sürdürmek için kullandıkları enerjinin maliyetiyle hem de yatırımlarını finanse etmek için katlandıkları faiz giderleriyle mücadele etmek zorunda kalıyor.
En büyük iflas riski inşaat, perakende ve hizmet sektörlerinde
Raporda, şirket iflaslarına ilişkin risklerin sektörler arasında eşit dağılmadığına dikkat çekiliyor.
İnşaat, perakende ve hizmet sektörleri, iflas risklerine en fazla maruz kalan faaliyet alanları olarak öne çıkıyor.
İnşaat sektöründe yüksek finansman ihtiyacı ve yatırım maliyetleri, şirketlerin nakit akışlarını zorlayabiliyor.
Perakende ve hizmet sektörlerinde ise tüketici talebindeki değişimler, faaliyet giderleri ve finansman maliyetleri şirketlerin kârlılığını etkileyen önemli unsurlar arasında bulunuyor.
Bu sektörlerde yaşanabilecek finansal sorunlar yalnızca şirket sahiplerini ve kreditörleri ilgilendirmiyor. Tedarikçiler, çalışanlar ve ticari alacaklılar da olumsuz sonuçlarla karşılaşabiliyor.
Avrupa’da 1,6 milyon çalışanın istihdamı risk altında
Küresel iflas görünümünün en dikkat çekici sonuçlarından biri de istihdam üzerindeki riskler.
Rapora göre dünya genelinde şirket iflasları nedeniyle risk altında bulunan istihdamın yaklaşık yüzde 60’ı Avrupa’da yer alıyor.
Avrupa’da yaklaşık 1,6 milyon çalışanın istihdamı risk altında bulunurken, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık öne çıkıyor.
Kuzey Amerika’da ise 650 bin çalışanın istihdamının risk altında olduğu belirtiliyor. Bu sayı küresel toplamın yaklaşık yüzde 24’üne karşılık geliyor.
Asya’da risk altında bulunan istihdam yaklaşık 305 bin kişiyle toplamın yüzde 11’i seviyesinde hesaplanıyor.
Bölgelere göre risk altındaki istihdam
| Bölge | Çalışan sayısı | Küresel pay |
|---|---|---|
| Avrupa | 1,6 milyon | %60 |
| Kuzey Amerika | 650 bin | %24 |
| Asya | 305 bin | %11 |
Raporda Avrupa ve Kuzey Amerika için açıklanan rakamların son 13 yılın en yüksek seviyelerine işaret ettiği belirtiliyor.
Bu rakamlar gerçekleşmiş işten çıkarmaları değil, şirket iflasları nedeniyle risk altında olduğu değerlendirilen istihdamı gösteriyor.
Türkiye’de 2027 için yüzde 7’lik düşüş tahmini
Küresel raporda Türkiye ekonomisine ilişkin beklentiler de yer alıyor.
Türkiye’de enflasyondaki düşüş eğilimi ve ekonomik istikrarın güçlenmesi varsayımıyla, 2027 yılında şirket iflaslarının yüzde 7 azalacağı tahmin ediliyor.
Bu beklenti, şirketlerin finansal koşullarında önümüzdeki dönemde belirli ölçüde iyileşme yaşanabileceği öngörüsüne dayanıyor.
Ancak raporda Türkiye’deki şirketlerin mevcut borçlanma maliyetleri, sektörel iflas sayıları veya konkordato başvurularına ilişkin ayrıntılı veriler sunulmuyor.
Dolayısıyla yüzde 7’lik düşüş beklentisinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, önümüzdeki dönemde enflasyon, finansman koşulları ve ekonomik faaliyetlerde yaşanacak gelişmelere bağlı olacak.
Yüksek faiz yalnızca şirketlerin değil, ekonominin de sorunu
Şirketlerin artan finansman maliyetleri, küresel ekonomide önümüzdeki dönemin en önemli risklerinden biri olmayı sürdürüyor.
Faiz giderlerinin yükselmesi şirketlerin kârlılığını azaltırken, yeni yatırımların ertelenmesi ve faaliyetlerin daraltılması gibi sonuçlar doğurabiliyor.
Özellikle borçluluk düzeyi yüksek ve nakit akışı zayıf şirketler açısından finansmana erişim koşulları, faaliyetlerin sürdürülebilirliği bakımından kritik önem taşıyor.
Raporda 2027 ve 2028 yılları için iflaslarda iyileşme beklense de yüksek faizlerin etkilerinin devam edeceği öngörülüyor.
Batı Avrupa’da kredi faizlerindeki yalnızca 1 yüzde puanlık artışın şirketlere 10 milyar Euro’ya ulaşan ek yük getirebileceği tahmini, sorunun büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Küresel ekonominin önündeki temel mesele ise yalnızca faizlerin ne zaman düşeceği değil, yüksek finansman maliyetlerinin şirketlerin üretim, yatırım ve istihdam kapasitesinde ne kadar kalıcı hasar bırakacağı olacak.
tclira.com


