Son haftalarda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın devletin gelirlerini artırıcı yeni tedbirler üzerinde çalıştığını duyuyoruz. Devletin en önemli gelir kalemi ise vergiler. Vergi sistemini adil hale getirip topluma yayarsanız buna itiraz edilmez. Ancak ücretli çalışanların maaşından anında vergi kesip bazı meslek sahiplerinin ya da büyük kurumların harcamalarına rağmen az vergi ödediği ya da hiç ödemediği görülürse bu eleştirilir. Maalesef Türkiye’de durum bu.

Yukarıdaki karikatür bizim vergi sistemimizi oldukça güzel ifade ediyor. Türkiye ÖTV gibi geçici vergilerin kalıcı olduğu, adı özel tüketim olan bu verginin toplumun genelinden alındığı bir ülke. Hatta ÖTV’nin KDV’sinin tahsil edildiği yani verginin vergisini ödediğimiz bir ülke.
Gelelim yeni çalışmalara. Değerli hocam Prof. Dr. Murat Batı’nın sade ifadelerinden şunu çıkarıyorum. Vergi oranlarını artırmadan alınması gereken kişi ve kurumlardan alınamayan vergilerin tahsilatını içeren bir vergi sistemi bu. Toplumun tabanına yayılmış olan dolaylı vergilere dokunmadan gelir ve kurumlar vergilerinin tahsilat tutarını artırarak dolaysız vergilerin toplam vergi hasılatı içindeki payını artırmak gibi. Ekonomi yönetimini buna iten sebep ne derseniz hemen size şunu sormak isterim. Vergi kaçırmak mı yoksa vergiden kaçınmak mı?
Vergi kaçırmak ve vergiden kaçınmak arasında önemli farklar var.
Vergi kaçırmak vergi yasalarını kasıtlı olarak ihlal ederek vergi ödememek anlamına gelir. Örneğin, gelirinizi gizleyerek vergi beyanında bulunmamak, sahte belgelerle vergi ödememek gibi faaliyetler vergi kaçırma olarak kabul edilir. Vergi kaçırmak yasa dışıdır ve ciddi cezalara neden olur.
Vergiden kaçınmak ise vergi yasalarını kullanarak yasal yollarla vergi ödemenin minimum düzeyde tutulması anlamına gelir. Yasal düzenlemeleri, vergi teşviklerini veya vergi muafiyetlerini kullanarak vergi mükellefleri, vergi yüklerini azaltırlar. Vergiden kaçınma kamuoyunda çok tartışılsa da vergi yasalarının izin verdiği sınırlar içinde gerçekleşir ve yasa dışı değildir.
Genel olarak söylemek gerekirse, vergi kaçırmak yasa dışı ve cezalandırılabilirken, vergiden kaçınma yasal ve etik sınırlar içinde gerçekleşir.
Bakanlığın son çalışması ile vergiden kaçınan bu şirketler bundan sonra, gelirinden giderleri düşüp kalan tutar üzerinden %15 (ya da %10) vergi hesaplayacak sonra istisna/muafiyetleri düşüp bu kez normal oranla vergi hesaplayacaklar. Eğer yeni tutar ilk tutardan düşükse ilk tutarı, değilse ikinci tutarı ödeyecekler. Bundaki amacın istisnaları devre dışı bırakmak olduğu net görülüyor.
Bana göre önemli bir gelir kaynağı emlak sektöründeki çalışma. Birçoğunuz taşınmaz alım satımı yapmışsınızdır. 10 milyon TL değerindeki taşınmaz ile işlemleri 2-3 milyon üzerinden yaparsanız hem tapu harcı gibi önemli kalemlerde hem de belediyelerin aldığı emlak vergilerinde ciddi kayıplar beraberinde geliyor. Gerçek değerle resmi değer arasındaki fark kişilerin kazancı olurken devletin ciddi vergi kaybına neden olmaktadır. Taşınmazın ekspertiz değeri üzerinden işlem yapılacak olursa tapu harcı ödemeleri ve emlak vergisi ödemeleri bu bedel üzerinden gerçekleştirilecek. Bu çalışmayla milyonlarca taşınmazın rayiç bedel üzerinden ödediği hem harçlar hem de emlak vergileri ciddi oranda artırılmış olacak.
Bu ve buna benzer uygulamaları önümüzdeki dönemde daha çok görebiliriz. Ama asıl olan alım gücünün gittikçe düştüğü ortamda alt gelir grubu ve ücretliler üzerindeki verginin azaltılması ya da artmamasıdır. Başta da belirttiğim gibi yeni vergi yerine alınamayan vergilerin tahsili toplumdaki rahatsızlığı ve vergiyle ezilen kesimin yükünü belki biraz olsun hafifletir.
