Geçtiğimiz eylül ayında açıklanan ve 2026-28 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ın en çok dikkat çeken içeriklerinden biri, programa 2026 yılı için konulan yaklaşık 4 milyar dolarlık özelleştirme geliri olmuştu. Bu hedefin ne şekilde tutturulacağı merak edilirken Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden gelen açıklamayla bu konudaki belirsizlik giderilmişti. 185 milyar liralık özelleştirme gelirinin İstanbul Boğazı’ndaki 15 Temmuz ve FSM köprülerinin ve devlete ait otoyolların işletme hakkının özel sektöre devriyle elde edilmesi planlanmaktaydı. DMM’nin “OVP’de yer alan özelleştirme gelir hedefi de köprü ve otoyolların mülkiyet devrini değil, işletme hakkı devirlerinden sağlanacak gelirleri kapsamaktadır. İddialara konu işlem ise bir satış değil, finansal ve teknik danışmanlık hizmeti alımı sürecidir” açıklaması ‘acaba köprüler satılıyor mu’ endişesini taşıyan yüreklere su serpmişti.

Daha yakın bir tarihte Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu da köprü ve otoyolların satılmayacağını, yalnızca işletme hakkının devredileceğini açıkladı. Basın mensuplarıyla bir iftar programında bir araya gelen Bakan Uraloğlu yolların canlı organizmalar gibi olduğunu dile getirdi ve “Yollarda rutinde 10 yılda bir hafif 20 yılda bir de ağır bakım yapmak gerekir. Gerek otoyollarda gerekse de bir kısım yollarda artık ağır bakımlar da yapmaya başladık. Bu da bizim bütçemize ciddi maliyetler getiriyor. Dolayısıyla biz burada acaba bunu belli dönemlik bir işletme hakkını verip bu yapımları işletmeciye yükleyerek bütçeden bir yük çıkmasını engelleyebilir miyiz, artı üzerine de ne kadar bir para alabiliriz diye bunun bir çalışmasını yaptırıyoruz, oraların satılması zaten söz konusu değil” dedi.
Ulaştırma Bakanının bu sözleri oldukça ikna ediciydi ve tek sorun böyle bir yükün altına girecek iyiliksever bir yabancı yatırımcı bulmak gibi görünüyordu. Medyada yer alan haberlere göre Portekiz merkezli bir şirketin bu işi yapmaya gönüllü olması bu yüzden oldukça mutluluk verici. İstanbul’daki iki köprünün yanı sıra Karayolları Genel Müdürlüğü’ne bağlı 2.300 km uzunluğundaki devlet otoyollarının işletmesini de devralması söz konusu olan Brisa Auto-Estradas de Portugal şirketi halen yaklaşık 1.500 km uzunluğunda 14 otoyolu işletiyor. Bunun yanı sıra araç muayane, yol yardımı gibi alanlarda da faaliyetleri mevcut.

Söz konusu işletme devrine olumlu tarafından bakmak mümkün olsa da, köprü ve otoyolların bakımını yapıp gişelerde geçiş ücreti almaktan ibaret olan bir faaliyetin devlet tarafından yerine getirilmemesi siyaseten çok mantıklı görünmüyor. Zira, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunma sanayine her alanda çok büyük atılımlar yapan Türkiye’nin adeta birer altın yumurtlayan tavuk olan köprü ve otoyolları kendisi işletmeyip, Hazine’nin kasasına peşin para girişi için böyle bir karar almasını seçmenlere olumlu bir icraat olarak sunmak kolay olmayacak.
Yabancılarla yapılacak sözleşmede en çok merak edilen konular işletme hakkının kaç yıllığına ve kaç milyar dolar karşılığında devredileceği, geçiş ücretlerinin nasıl belirleneceği ve KÖİ projelerindeki gibi geçiş garantisi olup olmayacağı olacak. İşletmecilerin köprü ve otoyolların bakımlarını gerektiği şekilde yapmamaları durumunda nasıl bir yaptırımla karşılaşacakları da önemi bir nokta.
Eğer geçiş garantisi verilmezse bu işten bizim kârlı çıkmamız ve Portekizlilerin aldanmış olması ihtimali hiç de az değil. Zira 5-10 yıl sonra uçan otomobiller icat edildikten sonra köprülerden geçen araç sayısı büyük oranda azalabilir. Bu tartışmalı özelleştirmenin – pardon, işletme hakkı devrinin – hayata geçiriliyor olması belki de böyle bir öngörüye dayanıyordur. Futbolcu ve teknik direktör transferlerinde genelde çok uyanık olan Portekizliler umarız bu kez faka basan taraf olur.
Not #1: ANKA’nın haberine göre Fransa ve İspanya’ya da tanıtım turları düzenlenerek köprüler için yabancı yatırımcı aranacakmış. İhalede rekabet olması iyidir.
Not #2: Bu yazının başlığındaki “saf ve bakir” tabirinin mucidi, değerli gazeteci ve yazar Güngör Uras’ı saygıyla anıyorum.

