İklim değişiminin yıkıcı etkileri tüm dünyada görülüyor. 2050 karbon nötr hedefine ulaşmak için sürdürülebilirlik alanında devletler ve şirketler çeşitli projeler geliştiriyor.
Sürdürülebilir bir gelecek için sanayi ve enerjideki dönüşüm ne kadar önemliyse, beşeri alan da aynı şekilde önemlidir.
Toplumsal bilinç geliştirilmeden, iklim hedeflerine ulaşmak söz konusu olamaz.
QNB Türkiye’nin bu noktada imza attığı önemli projelerden birisinden bahsetmek istiyorum.
QNB Türkiye, Habitat Derneği ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) iş birliğiyle “Su ile Hayata” projesi yürütülüyor. Bu kapsamda geçen günlerde bir grup ekonomi gazetecisi meslektaşımla Gaziantep’te çocuklarla bir araya geldik.
QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, Habitat Derneği İcra Kurulu Başkanı Bora Caldu ve UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Miodrag Dragisic ile UNDP Bölge Koordinatörü Hamit Doğan’ın katılımıyla gerçekleşen buluşmada, çocuklar suyun döngüsünü, su tasarrufunun önemini ve doğayla kurulan bağı uygulamalı atölyelerde deneyimledi.

“Su ile Hayata” projesi, çocukların suyun değeri, su tasarrufu ve çevresel sürdürülebilirlik konularında bilinç kazanmasını hedefliyor. Bu kapsamda, çocukların su kaynaklarına dair temel bilgileri öğrenmesi, iklim değişikliğinin etkilerini kavraması ve gündelik yaşamda uygulayabilecekleri pratik tasarruf yöntemlerini edinmesi amaçlanıyor.
750 binden fazla çocuğa ulaştı
Ömür Tan, 2015 yılından bu yana kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının odak noktasını 4-14 yaş aralığındaki çocuklar ve gençler olarak belirlediklerini ve “Minik Eller Büyük Hayaller” Kurumsal Sosyal Sorumluluk Platformu’nu kurduklarını söyledi.
10 yıl içinde Türkiye’nin dört bir yanında 750 binden fazla çocuğa ulaştıklarını ifade eden Ömür Tan, “Bu proje, suyu yalnızca bir kaynak değil, bir yaşam öğretisi olarak anlatıyor. Bugün burada gördüğümüz enerji, merak ve bilinç bize umut veriyor. Bu proje, doğaya ve geleceğe verdiğimiz bir söz. Yalnızca bu tarz sosyal sorumluluk projeleriyle değil, işimizin her alanında sürdürülebilir bir gelecek için çalışıyoruz. QNB Türkiye olarak 2050 yılına kadar Net Sıfır emisyon hedefine ulaşma taahhüdünde bulunduk. Bu hedef, yalnızca kendi karbon ayak izimizi azaltmakla sınırlı değil; finansman gücümüzü düşük karbonlu yatırımları desteklemek ve yeşil ekonomiye geçişi hızlandırmayı da kapsıyor. ‘Su ile Hayata’ gibi projeler ise bu dönüşümün toplumsal ayağını güçlendiriyor, çünkü sürdürülebilir bir gelecek, yatırımlarla olduğu kadar farkındalıkla da inşa ediliyor.”
Habitat Derneği İcra Kurulu Başkanı Bora Caldu ise “Su ile Hayata projesiyle, çocuklarda sürdürülebilir bir yaşam bilincinin temelini atmayı, suyun önemini aktarırken su varlıklarının sürdürülebilirliği için adım atmaya çocuklardan başlamayı hedefliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, binlerce çocuğun suyu koruma ve çevreye duyarlı davranma konusunda bilinçlendiğini görmek gurur verici” dedi.
UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Miodrag Dragisic de yaptığı konuşmada, “Su kaynakları Türkiye de dahil her yerde sınırlı. İklim değişikliğinin artan etkileriyle birlikte ülke, su kaynakları üzerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya. Yağış düzenleri değişiyor, barajlardaki su seviyeleri düşüyor ve bu da suyu tasarruflu ve akıllı kullanmayı her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Su ile Hayata Projesi bu açıdan özellikle önemli; çünkü çocuklara suya saygı duymayı, onu verimli kullanmayı ve korumayı öğretiyor. Amacımız, bu çalışmayı daha da genişleterek ülke genelinde çok daha fazla çocuğa ulaşmak” ifadelerini kullandı.
Türkiye’ye etkiler pozitif olabilir
QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan ile daha sonra, ekonomi gündemine dair konuştuk. 2 saate yakın süren soru-cevap bölümünde Ömür Tan, ayrıntılarıyla tüm sorularımızı yanıtladı.
Küresel çapta büyümenin azaldığını, enflasyondaki yüksek seyrin ise devam ettiğinden bahseden Tan, “Trump yönetiminin ikinci dönemde geldikten sonra getirdiği sistematik ve düzen, dünyadaki bu makro trendleri başka bir yere götürüyor. Ve artık bunların etkisiyle beraber enflasyonda da yükselme başladı. Global olarak enflasyonda 2024-2025 aşağı doğru inen trend tekrar bir anda kafasını biraz yukarıya doğru kaldırmaya başladı. Dünyanın böyle birçok karışık ve stresli bir dönemi ama bunun bize etkileri ne olacak? Bize etkileri ben orada pozitif bakıyorum” dedi.
Çin ve Amerika arasındaki ticaret görüşmelerindeki iyileşmenin, önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkeler için birçok açıdan pozitif bir gelecek vaat ettiğini belirten Ömür Tan, “Faiz indirimleri bize pozitif etkiler getirecek. Dolayısıyla bizim bu bütün makro resimden ‘biz de buradan 2 kat negatif etkileniyoruz’ deyip bu genel negatifin içinde biz bir tık pozitif ayrışacağımızı düşünüyorum. Son dönemde dış politikada birçok ülkeyle yaşanan pozitif yakınlaşmaların da buna etkisi olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de ise tepede en büyük konunun enflasyonla mücadele olduğunu anlatan Ömür Tan, şöyle konuştu:
“Bu konuda çok samimi düşüncem şu, açıkçası işin başından beri hem Merkez Bankası’nın hem ekonomi yönetiminin yani Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın çok sağlam adımlarla, hiç geri adım atmadan, yoluna sağlam bir şekilde devam ettiğini düşünüyorum. Eylül ayında enflasyon beklenenin üzerinde çıktı. Hepimiz bir stres olduk, panik olduk ama işte bu ayda bir tık altında çıktı. Yani böyle aylık olarak bu hıçkırıklar mutlaka olacaktır. Bir ileri bir geri olacaktır ama trendin nasıl olduğu önemli. Biraz gecikmeler olacak, belki bir ay sonrasına sarkacak ama yolun doğru bir yol olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar gerçekten müthiş bir mesafe kat edildi, enflasyon ciddi şekilde aşağı indi. Ama bundan sonrası daha da zor.
Yani bugün enflasyonu %60’lardan %30’lara indirmekle %30’lardan %10’un altına indirmek arasında fark var. Enflasyonu %30’lardan %10’lara indirmenin daha zor.
Kurda çok büyük bir hareket beklemiyoruz. Niye? Çünkü aslında bu geçtiğimiz yine iki senenin hikayesinde gerçekten döviz rezervleri tarihi bir seviyeye ulaştı. 185 milyar dolar civarına çıktı brüt rezervler. Brüt rezervlerini de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Swap hariç net rezervlerde 52-53 milyar dolar seviyesine. Dolayısıyla burada müthiş bir cephane var. Merkez Bankası bu kurdaki anormal hareketlenmeler riskli olabilecek herhangi bir şeyi elinde her türlü araçla ve birçok regülatif makro ihtiyati tedbirle mutlaka doğru bir yerde tutacaktır. Burada herhangi bir stres görmüyorum. Evet, faiz indirimleri birazcık azalttı temposunu ama bunu da normal olarak veya hatta tam tersi ben çok pozitif bakıyorum. Çünkü malum bahsedilen enflasyonun yapışkanlığı aşikâr.”
Yabancı yatırım için güven gerekiyor
Yabancı yatırımlar konusunda da açıklamalar yapan Ömür Tan, “Direkt yatırımlar, yani FDI (Foreign Direct Investment – Doğrudan Yabancı Yatırım)’ın biraz daha zamanı olduğunu düşünüyorum. 2026’da biraz daha yabancı iyice teyit etmek isteyecektir. Benim biraz önce söylediğim biz buna güvenle bakıyoruz ama yabancının da o güveni kazanması için birazcık daha gecikmeli gelir ama onunla beraber yabancı direkt yatırımların da yavaş yavaş bu tür ülkelere akabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu tarifelerle beraber biz sonuçta bütün dünyadaki bu ticaret tarifelerinden (gümrük vergileri) hiçbir şekilde negatif etkilenmedik” dedi.
“İhracatçılar nefes alacak gücümüz kalmadı diyorlar, ne dersiniz?” sorusuna ise Ömür Tan’ın yanıtı şu oldu:
“İhracatçıları genellememek lazım. Nefes alacak gücü olmayan ihracatçı da vardır eminim. Zararına iş yapan ihracatçılar da var. Bunu da görüyorum çünkü bazı sektörlerde tabii daha marjinal, daha sıkıntılı. Şimdi bazı ihracatçılar şöyle yapıyor, yapmak da durumunda kâr edemeseler, hatta zarar da etse, yurt dışında bağladığı bir pazar var. 10 yıldır bu pazarla çalışıyor. Bu pazara bırakmamak uğruna bir sene başa baş bir sene de zararına hala eğer bir öz kaynak tabanında hala bir yeri varsa devam ediyor, ettirmek zorunda. Çünkü niye? Yeni müşteri kazanmanın maliyeti daha yüksek, onu da haklı buluyorum bu anlamda yani neden zararına iş yapıyorsun dediğin zaman ya başka türlü ben bu müşteriyi kaybedersem bir sene sonra işler düzeldiği zaman bu müşteriyi alma şansın kalmayacak başka ülkeye kaptıracağım diyor aslında. Ama o anlamda birçok yatırım da yapılıyor. Yurt dışında da yatırım yapanlar var. İşçilik anlamında maliyetlerini belki birazcık daha aşağı çekiyorlar. Ama tabii yani her şirketin her sektörün kendi dengesi var. Onu benim buradan genellemem doğru olmaz ama en azından söylemek istediğim şey yüzde 10-15’lik artış yani paritedeki yüzde 10-15 çok ciddi. Zaten ihracatçımız belki yüzde 5 marjla çalışıyor. Yüzde 15’in onları en azından bir can suyu verdiğini düşünüyorum Avrupa ihracatçılarının.”
Enpara’nın ayrılması sizi ne kadar etkiledi? Rakamsal olarak yüzde kaçınız?
Bizi şöyle etkiledi. Aşırı gurur duyduk. Enpara 13 senelik bir marka çünkü eskiden bizim markamızdı aslında bizim bir segmentimizdi. 13. senesinde biz Eylül ayı itibarıyla 13 senelik bir çocuğa doğum verdik aslında yani bir banka doğdu. Yani canlı bir banka ama 13 yaşında o yüzden çok zor bir operasyondu. Çünkü bunun bilgi sistemlerinden mevzuatına, regülasyonlardan, işte halk açıklığa birçok konuda müthiş zordu. Türkiye’de zaten tek dünyada da daha emsali olduğuna dair bize bir örnek getirmediler. Bilmediğimiz bir emsal var mı bilmiyoruz ama bütün coğrafyada baktıklarımızda yok. Enpara’nın sahibi QNB yani bugün itibarıyla QNB’nin yani bizim anayasalarımızın Qatar National Bank’ın Türkiye’de iki bankası var artık. Enpara ayrıldığı gün itibarıyla sıralamada yine önemli büyüklükte bankalar sıralamasına girdi. Yani bizim büyüklüğümüzde değil tabii rakamsal olarak da bizim bilançomuzun yaklaşık %10’luk bir kısmı. Yani biz işte yaklaşık 2,0 trilyonluk bir aktif büyüklüğünü yönetirken şimdi 1,7 trilyon – 1,8 trilyon TL bir aktif büyüklükle devam ediyoruz. Müşteri adeti daha fazla ayrıldı. Enpara daha bireysel ağırlıklı bu banka olduğu için. Dolayısıyla müşterilere bu %10’dan daha fazla, Enpara yolunu aynen devam edecek. Biz de tamamen yolumuza hiçbir fark olmadan devam edeceğiz. Tabii ki Enpara’ dan bizden çıkan müşterilerin yerine aynı müşterileri zaten biliyorsunuz herkes QNB’ye geçiyor. QNB’ye geçiyor konusunda onun altını çizeyim, onunla da çok gurur duyuyoruz. Çünkü biz QNB Finansbank’tan QNB’ye geçerken, Herkes QNB’ye geçiyor diye çok önemli bir kampanya yaptık burada bayağı ödüller de aldık. Kristal Elma aldık, birçok ödül aldık, daha da alacağız. Çünkü aslında müşteriler bize geliyor ama markamız da QNB oldu konusunu beraber yansıttık. Çok da başarılı bir şekilde olduğunu düşünüyorum. Onu da altını çizelim. O da gerçekten çok uğraştığımız çok titizlikle yaptığımız bir süreçti.”
Türkiye’de açık ara en çok denetlenen sektör
Son dönemde finansal teknoloji şirketleri, ödeme şirketleri ile ilgili sorunlar oldu. Bu sektörde yaşanan kırılganlıkların bankacılık sektörüne etkisi nasıl olacak? Negatif etkisi olur mu?
“Negatif olmaz çünkü bankacılık sektörünün regülasyonları belli. Hem BDDK’sı var. Halka açıklarda SPK var, bağımsız deneticiler tarafından denetleniyor yani Türkiye’de en çok açık ara en çok denetlenen sektör, en regülatif sektör bankacılık. Biz şuradan şuraya adım atarken regülasyonun kenarından dolaşma ihtimalimiz yok bankacılık sektörü olarak. Bir de iyi regülatör de iyidir. Hem Merkez Bankası denetliyor hem BDDK denetliyor.
Şimdi tabi o şirketlerle ilgili benim yorum yapmam doğru olmaz. Ama bizim iştirakimiz QNB Pay’in faaliyet konusu daha farklı, bahse konu faaliyet alanlarında olan ödeme kuruluşumuz yok. O yüzden bizi etkilemedi. Olsa olsa eğer sorumluysa, kanunen devam etmemesi gerekiyorsa ödeme şirketinin lisansı iptal edildiyse önümüzdeki dönemde faaliyetlerine göstermeyecekse, büyük ihtimalle oradaki müşteriler Türkiye bankacılık sisteminde bankacılara, bankalara müşteri olarak değillerse eklenirler. Hani olsa olsa o anlamda dengeli veya pozitif bir etkisi olur. Ama şu önemli yani biz bankacılar, bankalar müthiş denetleniyoruz. İçinde para olan para hareketi olan her şeyini aynı titizlikle denetleniyor olması gerektiğini düşünüyorum.”
2026 öngörüleri konusunda ise Ömür Tan, şunları söyledi:
“2026’nın ilk çeyreğinde şu andaki tablodan çok daha farklı bir tablo olacağını düşünmüyorum. Faizler yavaş yavaş inmeye devam eder. Yarısından itibaren de birazcık daha sorunlu kredilerin birazcık daha duraksayacağını birazcık daha piyasanın bu verilen hedefler doğrultusunda Merkez Bankası devam ederse sistemle devam ederse bir tık daha iyileşeceğini düşünüyorum. Bankacılık sektör açısından da bizim marjlarımızın o negatif marjlardan şimdi böyle çok azlara geldi. Oradan birazcık daha normalize olabileceğini düşünüyorum. Ana görüşün bu. Sektörün %25’ler civarında kredi büyümesi gerçekleştireceğini tahmin ediyorum. O da aslında biraz enflasyona vesaire paralel ortalama büyüme, bu çok fazla büyüme değil. Türkiye ile ilgili de bu sene %3,6’lık bir büyüme beklentimiz var. Seneye de yüzde %4,0’lük bir büyüme beklentimiz var 2026’da. Kredi büyümesini de %25-30 arası diyelim yani tabii böyle onu keskin söylemek çok kolay değil.”
Ömür Bey, en büyük risk önümüzdeki dönemde patikadan sapmak mı olur?
“Politikadan sapılması çok büyük bir risktir. Bu patika zor bir patika. Bu patika ekonomiyi aşırı frenlemiyor ama yavaş yavaş açıyor. Programın bugüne kadar ki bu başarısı, programdan ne olursa olsun sapılmamasıyla, değiştirilmemesiyle devam ediyor, sonuçta bu çok gürültü yaratabilecek bir program. Bu programın çok başarılı olması, ekonominin çok hızlı büyümeyeceği anlamına geliyor. Ekonominin çok hızlı çok enflasyonunu başka türlü kontrol altına alamazsınız. Yani bu acı reçeteyi bir şekilde hep beraber herkes payına düşeni alıyor olması lazım. Çok gürültü çıkarttığımız zaman da programın yerine gelmemesi lazım, işte olmuyor olması lazım. O da büyük sorun. Enflasyonun şeker hastalığına benzetiyorum. Yani %25 enflasyonuna 5 sene giderse yani şeker hastalığında da anlamazsınız ne olduğunu ama vücudun içi paramparça olur. Yani kalp krizi gibi bir şey değildir. Ama bunu indirmezsek yani bir şekilde bu ilaçları alacağız diyeti yapacağız. Bu şekeri de 70–100 mg/dL seviyesinin altına indirmemiz gerekecek yoksa vücut bunu kaldıramaz. Öyle düşünüyorum. Yani herkes kalp krizinden korkuyor ama bu tür sinsi hastalıklar daha kötü. Enflasyonda biraz sinsi bir şey. Eskiden bizim gençliğimize şey vardı, gazetelerde siz bilirsiniz, hızlı ejderha olurdu böyle enflasyon.
Peki bu politikadan ne olursa sapılır. Sizce bir erken seçim beklentiniz var mı? Yani seçim öncesi bir sapma olur mu?
“Ben erken seçim beklemiyorum.”
