Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar

Denizbank Reklam

Prof. Dr. Haluk Levent, TÜİK’in veri toplama sistemine tepki gösterdi

TÜİK verileri toplum nezdinde olduğu kadar akademik camiada da eleştirilerin

TÜİK verileri toplum nezdinde olduğu kadar akademik camiada da eleştirilerin odağında yer alıyor. Prof.Dr. Haluk Levent ve Prof. Dr. Öner Günçavdı TÜİK’in enflasyon hesaplama yöntemini eleştiriyor. Konu hakkında TCLira’ya açıklamalarda bulunan Prof.Dr. Haluk Levent “TÜİK’i eleştirme nedenimiz kamuoyunu bilgilendirerek, paydaşlarla tartışılarak yapılması gereken radikal bir değişikliği hiç kimseye haber vermeden yürürlüğe sokmuş olmalarıdır. TÜİK web sayfasında yer alan meta bilgi dosyasında fiyatların yüzde 50’sinin online olarak topladığını ifade ediyor. Bu yaklaşım dünyada istatistik kurumlarının yarattığı metodolojik sorunlar nedeniyle tercih etmediği bir yöntemdir” dedi.

TCLira.com Özel/ Kemal Arda Ayvalıoğlu

“Biz TÜİK’in bunu nasıl yaptığını bilmiyoruz”

Alman İstatistik Enstitüsü’nde TÜİK’ten daha fazla veri olduğunu söyleyen Levent, ayrıca Almanya’da oturmuş, düzgün işleyen bir ekonomik yapının olduğunun altını çizdi. Üstelik Almanya’da online alışveriş yapanların sayısı ve alış veriş miktarı miktarı daha fazla. Ona rağmen biz metodolojik sorunları aşamadığımız için, bu verileri enflasyon hesabında kullanmaktan kaçınıyoruz ifadesini içeren bir makale yayınlamış durumdalar.. Bu fiyat toplama yöntemini sınırlı olarak uygulayan, örneğin Danimarka gibi bir kaç kurum olduğundan ve metodolojik sorunları aşmak için uzun süredir kapsamlı bir tartışmanın yürütülmekte olduğundan da bahsetmek gerekir. Danimarka İstatistik Kurumu bu fiyat toplama yöntemini sadece gıdada kullanıyor. Gerekçe olarak da Danimarka’da gıda sektöründe 4 büyük zincir mağazada zaten toplam gıda alışverişinin yüzde 90’ının gerçekleştirildiğini belirtiyorlar. Geriye kalan kısım için de sahaya çıkıldığı ifade ediliyor. Ayrıca, Danimarka İstatistik Kurumu bu yüksek frekanslı çevrimiçi veriyi enflasyon hesabında ansıl kullandığını detaylı olarak açıklarken 4 dijit detayında alt mal gruplarının endeks verilerini de düzenli olarak açıklıyor; oysa biz TÜİK’in bunu nasıl yaptığını bilmiyoruz. Burada sorulacak çok sayıda kritik ve sonuçlarda radikal farklılıklara yol açabilecek soru var. Aslında bu soruların bir bölümünü “Medyascope’ta Ağır Ekonomi Programımızda” TÜİK’e sorduk ama meşhur açıklamalarında bu sorulara doyurucu bir yanıt vermediler” ifadelerini kullandı.

Bir güven problemi var

Prof. Haluk Levent, bu radikal değişikliğin devreye girdiği 2021 Aralık ayından itibaren TÜİK’in yayınladığı endeks değerleri ile önceki endeks değerlerinin birbirleriyle ilişkilendirilemeyeceği yani bu radikal metodolojik farklılaşma ile birlikte TÜİK’in yayınladığı fiyat endeklerinde sürekliliğin ortadan kalktığı, bir kopuş oluştuğu açıktır. TÜİK fiyat toplama yöntemini radikal olarak değiştirdiğinde 2022=100 olan yeni bir fiyat endeksi ilan etmeliydi. Dolayısıyla, manipülasyon ihtimalini bir kenara bırakarak söylüyorum, enflasyonda birinci problemimiz TÜİK’in enflasyon hesabına temel oluşturan fiyat endeksleri konusunda şeffaflık ve açıklıktan uzak olmasıdır. Enflasyonla mücadele konusu TÜİK’in işi değil, ama TÜİK enflasyonla mücadelede önemli yer işgal ediyor, çünkü sonuç itibarıyla enflasyonda ihtiyaç duyduğumuz rakamları üreten kurumun güvenilir, açık ve şeffaf olmasını bekliyoruz. Fiyat endeksi ile ilgili olarak bu üç unsur da şu an için TÜİK’te yok. Daha önce vardı, yapmayı planladıkları değişiklikleri toplantılarda tüm paydaşlara anlatırlardı; tartışırdık, itiraz ederdik onlar da bize itiraz ederlerdi. Değişiklikler ise bu tartışmalardan sonra yürürlüğe girerdi. Biz TÜİK’in ne yaptığını en ince detayına kadar bilirdik ama şimdi bilmiyoruz dolayısıyla derin bir güven ve şeffaflık problemi ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.

TÜİK’in güven unsuru ayağı işlevsizleşti

TÜİK’in güven unsuru ayaklarından birinin işlevsizleştiğini vurgulayan Levent, TÜİK’in açıkladığı fiyatlar genel seviyesiyle bizim hissettiğimiz fiyatlar arasında büyük bir açıklık var. Bunun nedeni de birkaç yıl önce yapıldığından kuşkulandığımız manipülasyon sonucunda endeks değerlerinin olması gereken seviyenin oldukça altında kalmasıdır. Artık TÜİK fiyat endekslerinde artış oranlarını doğru hesaplıyor olsa bile geriye dönük düzeltme yapılmadığı için TÜİK’in fiyatlar genel seviyesi ile bizim hissettiğimiz fiyatlar seviyesi ve gördüğümüz fiyatlar arasında inanılmaz büyük farklılıkların ortaya çıkmasıdır. Uzun bir süre önce ben yüzde 40-45 arasında bir farklılık olduğunu hesaplamıştım. Dolayısıyla o şu an bu farkın daha da yükselmiş olduğu aşikar. Bu, TÜİK’in enflasyonla mücadele içerisinde ihtiyaç duyduğumuz güven unsurunun ayaklarından birisi olarak tamamen işlevsizleştiğini gösteriyor” dedi.

“Enflasyonun para politikasıyla düşmesi mümkün değil”

Ekonomi yönetiminin bir enflasyon programı deklare etmediğine dikkat çeken Levent, “Söyledikleri şey biz enflasyonla mücadele ediyoruz, enflasyonu düşüreceğiz bunu faizleri yükselterek, para politikasıyla yapacağız. Biz de diyoruz ki sadece para politikasıyla bu kadar yüksek enflasyonun düşmesi ve ondan sonra da tek haneli enflasyonlara ulaşılması mümkün değil. Çünkü Türkiye’de enflasyonun dinamiklerini dikkate alacak olursak, para politikasının yanı sıra kapsamlı bir maliye politikası da uygulamak gerekir. Ekonomi yönetimi, Sayın Şimşek maliye politikası uygulanacak hatta uygulanıyor diyorlar, fakat aldıkları önlemlere baktığımız zaman yüksek enflasyonu yaratan asli aktörlere ve dinamiklere hiç dokunmadıklarını, yüksek enflasyondan çıkar elde eden ve yüksek enflasyonu yaratan kesimlere herhangi bir maliyet ödetmek üzere harekete geçmediklerini, tam tersine yüksek ve oynak fiyatlardan zarar gören emekçilerin, işsizlerin ve emeklilerin üstüne bütün faturayı boca ettiklerini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Merkez Bankası iddialı değil gerçekçi olmak zorunda”

Merkez Bankası’nın enflasyon hedefleri hakkında konuşan Levent, “Merkez Bankasının bugüne kadar hangi hedefi ne zaman tutturduğunu gördük ki, bundan önceki pek çok yönetimlerde de yıl başında ilan edilen hedefleri yıl içerisinde defalarca değiştirdiklerine, hatta kasım ayında yıl sonu için yapılan enflasyon tahminini/hedefini bile tutturamadıklarına şahit olmuştuk. Bu yönetim de iki ay sonrası için yani Aralık sonu için bir hedef koydu, bakalım tutturabilecekler mi? Yani bırakın bir yıl, üç yıl sonrasını geleneksel olarak iki ay sonrasını bile öngörmekte başarısız olan bir Merkez Bankası yönetiminden, yönetimlerinden bahsediyoruz. Merkez Bankası bir yıl önce ortaya bir hedef koymuştu; bu hedefi koyduğunda pek çok iktisatçı gibi bizler de gerçekçi bir hedef olmadığını söyledik. O zaman da Merkez Bankası’nın güçlü CV’li yöneticilerinden Cevdet Bey dedi ki, “Merkez Bankası iddialı olmak zorundadır. Hayır Merkez Bankası iddialı olamaz, Merkez Bankası gerçekçi olur, Merkez Bankası ciddiyet gerektiren bir kurumdur, yılda 5 defa hedef değiştirmez. Eğer yılda 5 defadan fazla hedef değiştiriyorsa Merkez Bankası TÜİK’ten çok daha güvenilmez bir kurum haline dönüşmüş demektir. Ben Merkez Bankası’nın ciddiyetsiz bir kurum haline dönüştürüldüğünü ve bu ciddiyetsizlikle daha fazla devam edemeyeceğimizi düşünüyorum” dedi.

“Seçim çerçevesinde alınmış bir karar olabilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden faiz indirimi sinyali vermesini yorumlayan Levent, “Seçim çerçevesinde alınmış karar olabilir. Acaba Erdoğan’ın Kafasında bir seçim tarihi mi var? Bu programla yanlış teşhis yapıldığı için sanayinin çok zor duruma düştüğünü biliyoruz. Bu program ve yaklaşım kur ve göreli fiyatlar yapısı arasındaki uyumsuzluğu derinleştirdiği için genel olarak sanayi özellikle de küçük sanayi zor durumda. Bu nedenle Erdoğan’a tabandan gelen bir baskı var sanırım. O da baskıda bulunanları savuşturmak için böyle bir laf ediyor olabilir. Ya da gerçekten böyle bir yola girebilir. Sonuçta Erdoğan her türlü manevrayı yapabilen bir siyasetçi ama öyle bir yola girerse yakında seçim tarihini de ilan edecek demektir. Dolayısıyla o iktisadi aklın bir tezahürü değil gündelik siyasi çıkarların sürükleyicisi olduğu bir lakırdı olsa gerek” şeklinde konuştu.

“İşsizlik oranları gerçek durumu yansıtmaktan uzak”

İşsizlik konusunun Türkiye’de yeterince doğru bir zeminde tartışılmadığını vurgulayan Levent, İşsizlik tartışmalarında manşet işsizlik oranlarında bakıldığını belirtti. Manşet işsizlik oranlarının Türkiye’de olduğu gibi dünyanın gelişmiş ekonomilerinde de, gelişmekte olan ekonomilerde de iş gücü piyasasındaki durumu yansıtmaktan uzak kaldığını söyleyen Levent, ücretli iş ilişkisini aşındıran ve ücretlileri birer esnaf haline getiren sürecin giderek derinleştiğini görüyoruz” diye konuştu. Teknolojinin iş süreçlerinde yarattığı radikal dönüşümlerin ve platformlaşmanın işgücünü güvencesizleştirdiğini ve yarı zamanlı çalışmayı artırdığının altını çizen Levent elimizdeki geleneksel göstergelerin pek çoğunun da bu nedenlerle işlevsizleşerek gerçek durumu yansıtmaktan uzak kaldığını ifade etti. Günümüz dünyasında hızlanarak artan eşitsizlikler, yaygınlaşan ve derinleşen çalışan yoksulluğu bu sürecin en belirgin tezahürlerinden biridir. Bu nedenle ILO ve çeşitli uzmanlar bu kırılganlıkları da izleyen yeni işsizlik tanımları geliştirdiler ve tüm istatistik kurumları bu tanımlar çerçevesinde hesaplanmış yeni geniş tanımlı işsizlik oranları yayınlamaya başladılar. Geniş tanımlı işsizlik oranına bakıldığında Türkiye işgücü piyasasında sorunların derinleşerek devam ettiğini söyleyebiliriz.