Mikroekonomi derslerinde arz, talep ve denge gibi kavramlar sunulurken, hikayeler genellikle elma, cep telefonu, otomobil gibi mallar üzerinden anlatılır. Bu malların ortak özelliği tüketimlerinde bir rakiplik söz konusu olması ve tüketimin dışlanabilir olmasıdır. Tüketimdeki rakiplikten (“rivalrous consumption”) kasıt, bir elmayı bir kişi yediği zaman aynı elmayı bir başka kişinin yeme şansının olmamasıdır.
Dışlanabilirlik (“excludability”) ise bir cep telefonu almak istediğinizde bunu satıcıya para vermeden yapamamanıza, ya da muayene ücretini ödemeden bir doktordan hizmet alamamanıza karşılık gelen bir kavram. “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” numarasıyla Cem Yılmaz gösterisine giremediğimizde, o etkinlikten dışlanmış oluyoruz. Gerçek hayatta sıklıkla karşılaştığımız bu tür mal ve hizmetlere iktisatta özel mallar (“private goods”) deniyor.
Örneklerine daha az rastlanan kamu malları, ya da kamusal mallar (“public goods”) ise tüketiminde rakiplik olmayan ve kullanımı dışlanabilir olmayan mallar şeklinde tanımlanıyor. Bir şehir “Çelik Kubbe” gibi bir hava savunma sistemiyle korunduğunda vergi vermeyenlerin korunmaması ya da şehirdeki birileri korunduğu için başkalarının daha korumasız olması söz konusu değil. Benzer şekilde, büyükşehir belediyeleri geniş meydanlarda ücretsiz halk konserleri düzenlediğinde herkes gidip konserleri izleyebiliyor. Özel sektörün bu tür işleri kârlı bir şekilde yapması mümkün olmadığı için – çünkü insanların çoğu bedavaya da alabileceği bir hizmet için para vermeye razı olmaz – kamu mallarını merkezi ya da yerel yönetimler sağlıyor ve masraflarını vergilerle finanse ediyor.
Tüketimini dışlamanın pek olanaklı olmadığı, ancak bireylerin veya firmaların tüketiminde rakip olduğu mallara ise ortak havuz kaynakları (“common pool resources”) deniyor iktisatta. Bu kategori genellikle mülkiyet hakkının oluşmadığı, ormandaki ağaçlar, deniz ya da göllerdeki balıklar gibi doğal nitelikteki malları içeriyor.
Bireyler ve firmalar bencilce davranmaya meyilli oldukları için, yeterli regülasyon ve denetleme olmaması durumunda ortak havuz kaynaklarının zamanla çok azalması ya da tükenmesi, toplumsal refahı azaltan sonuçlara yol açıyor. Örneğin, bazı kişi veya işletmeler kendi gelirlerini maksimize edecek şekilde deniz ve göllerde aşırı avlanma yaptıklarında, sonraki yıllarda tutulacak yeterli sayıda balık olmayabilir, ki bunun böyle olduğunu en iyi biz biliyoruz.

İstanbul Boğazı’nın sığ sularında avcılık yaparak balıkların Karadeniz’den Marmara’ya geçişine engel olan teknelerin faaliyetini durduracak bir kamu otoritesinin olmaması inanılır gibi değil.
Ders kitaplarındaki örneklerde pek görülmese de, kuralsızlık ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü ortamlarda zaman içinde sadece göldeki balıklar değil, gölün kendisi de yok olabilir. Bunun somut bir örneği geçtiğimiz haftalarda medyaya yansıdı. Ülkemizin en büyük şehirlerinden Bursa’da yaşayan vatandaşların su kesintilerine maruz kalmaları, konunun detaylarına bakıldığında tam bir ‘ortak kaynakların trajedisi’ örneğiydi.
Geride kalan aylarda Bursa ve çevresine beklenen yağışların düşmemesi ve Uludağ’a da geçen yıllara oranla daha az kar yağması, yer altı kaynaklarını ve dereleri besleyen suların azalmasına neden olmuştu. Buna karşılık, yılda 4,4 milyon metreküp suyu ambalajlayıp satan 14 ambalajlı su üretim tesisi şehirdeki faaliyetlerine devam etmekteydi. Ayrıca, Devlet Su İşleri’nden edinilen bilgiye göre bölgenin yer altı sularını en fazla ve ücretsiz olarak sanayi kuruluşları kullanıyor ve nüfusu 3 milyonu aşan Bursa’nın günlük 500 bin metreküp su ihtiyacı karşılanamıyordu.

Bursa Kent Konseyi Çevre Meclisi susuzluk ve iklim krizine dikkat çekmek için Nilüfer Barajı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. (Fotoğraf: Evrensel)
Yeni bir barajın devreye alınması ve sonbahar yağışları şu an için Bursa’daki su sorununu gidermiş gibi görünse de, doğal kaynakları son derece hor kullanılan Anadolu coğrafyasının kaç yıl daha 80-90 milyonluk bir nüfusu besleyebileceği ve sağlıklı bir yaşam alanı olmaya devam edeceği meçhul. Doğal kaynakların adaletli ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını sağlayan bir yönetime sahip olmanın önemi vatandaşlar tarafından anlaşıldığında, umarız her şeyi düzeltmek için çok geç olmaz.
