Türkiye ekonomisi son yıllarda içinde bulunduğu kriz ile daha çok gündeme geliyor ancak buradaki dönüşüm pek dile getirilmiyor.
İmalat sanayinin gayrisafi milli hasıladan aldığı pay yüzde 15’lere kadar indi. Başta tekstil ve hazır giyim sektörü olmak üzere emek yoğun sektörlerde ciddi daralmalar yaşanıyor. Yüzlerce işletme kapısına kilit vururken, on binlerce çalışan işten çıkarılıyor.
Ancak buradaki işsizler bir şekilde hizmet sektöründe kendilerine yer buluyorlar. Dar tanımlı işsizlik verilerinin hâlen tek hanede kalmasının en önemli sebeplerinden birisi de bu.
Ekonomide karar alıcılar duyurmasa da Türkiye artık hizmet sektörü ile yoluna devam etme kararı aldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, pek çok konuşmasında hizmet sektöründen ve buraya verdikleri desteklerden övgüyle bahsediyor.
Peki, sadece hizmet sektörü ile sağlıklı bir kalkınma mümkün mü?
Tartışma da burada başlıyor.
ABD ve İngiltere gibi hizmet sektörünün yoğun olduğu ülkeler yeniden sanayileşmeyi gündemlerine aldılar. Biz ise daha sanayide tam güçlenmeden ve bu sayede zenginleşmeden hizmet sektörüne geçmeye çalışıyoruz.
Sanayisizleşme tartışması
Bu konuyu zaman zaman iş dünyası temsilcileri ile de konuşuyorum.
Karsan CEO’su Okan Baş, şirket faaliyetleri hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Ben de soru-cevap kısmında kendisine şu soruyu sordum:
“Türkiye’nin makroekonomik koşulları biraz sanayisizleştirmeye yönlendiriyor. Siz de Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından birisiniz. Sanayinin milli hasıladan aldığı pay yüzde 15’in altına da indi. Hizmet sektörü daha çok ön plana çıkıyor. Türkiye bu ekonomi politikasıyla nereye kadar ilerleyebilir? Siz sanayileşmenin önemini nasıl vurgulamak istersiniz? Bu noktada neler yapılabilir?”
“İşçilik maliyetiyle rekabet edemeyiz”
Okan Baş: Ben şöyle düşünüyorum; işçilik gücüne dayalı sanayileşme sıkıntı yaşar. Dünyada da bu böyle. Ben mesela böyle bir sıkıntı görmüyorum Karsan adına çünkü biz yeni teknolojilerle büyüyoruz, değer yaratan bir sanayi olmak önemli. Değer yaratan ve bu değeri dünya için geçerli bir değer olarak sunabilen sanayiler bence ön plana çıkmalı. Bu anlamda bir dönüşüm var dediğiniz gibi çünkü işçilik rekabeti yapabilecek, işçilik maliyetleriyle rekabet yapabilecek bir durumda değiliz artık. Özellikle doğuda bu konuda çok güçlü rakipler var.
Genel böyle bir tanım var ama ben bunu böyle almıyorum. Ben Karsan’ı geleneksel bir otomotiv üreticisi olarak görmüyorum. Biz sadece kontrat bazlı üretim yapalım demiyoruz. Bu şekilde gelecekte var olmamız çok kolay değil. Kendi değerimizi yaratan, dünyada bunun için çalışan bir marka olmak istiyoruz. Karsan dünya markası olsun, değer yaratsın, Avrupa’da bilinir bir marka olsun, Avrupa’daki rakiplerinin karşısında çatır çatır mücadele etsin diye uğraşıyoruz biz.
Yüzde 17 EBITDA nasıl oluyor, sanayiciyiz biz. Marka bizim, ondan. Bugün yarattığımız değer de hiç fena değil. Yüzde 17 EBITDA ile ben Avrupa’da çatır çatır rekabet edebiliyorsam bu çok ciddi bir şey.”
Okan Baş’ın tespitleri elbette önemli. Türk sanayisinin dönüşümü için doğru noktadan yaklaşıyor. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak böyle bir dönüşüm için kamu ve özel sektörün bir araya gelip takvim oluşturup hareket etmesi gerekirdi. Yani plan yapılmalıydı. Bir kalkınma planı oluşturulup içine finansman, eğitim, altyapı vb. adımlar eklenmeliydi.
Karsan’ın yeni odağı: Otonom

Gelelim Karsan’ın gelecek vizyonuna…
Elektrikli otobüs konusunda dünyanın önde gelen üreticileri arasında yer alıyor. Japonya’dan Avrupa’ya kadar çok sayıda ülkede Karsan’ın elektrikli otobüsleri kullanılıyor.
Okan Baş, elektrifikasyon dönüşümü sonrası şirketin hedeflerini, “Yaptığımız en önemli adımımız otonom” diyerek tarif ediyor. Konu hakkında Okan Baş şu ifadeleri kullandı:
“Biz altı sene önce elektrifikasyonla ilgili Electric Evolution diye bir strateji ile başlamıştık. Şimdi adım adım ilerliyoruz. Artık Karsan Autonomous Intelligence diye bir odakla ikinci faza geçiyoruz.
Buradaki hedefimiz aslında tek bir cümle gibi görünüyor ama altı çok dolu. Biz sadece teknolojiyi kendi aracımıza koyup bir moda olarak görmek istemiyoruz. Gerçekten şehirler için gerçek bir çözüm olmasını istiyoruz aracımızın çünkü buna gerçekten inanıyoruz. Bununla ilgili de çok ciddi çalışıyoruz.
Elektrikli toplu ulaşım araçlarımızın dönüşümünün yanında, otonom konusu ikinci en büyük odağımız şu anda çok net.”
Okan Baş’ın anlattığı dönüşüm aslında Türk sanayisinin önündeki yol ayrımını da gösteriyor. Artık ucuz işgücü ile rekabet etme dönemi kapanırken, teknoloji üreten ve marka yaratan bir sanayi modeline geçmek gerekiyor. Ancak bunun kendiliğinden gerçekleşmesi mümkün değil. Türkiye’nin yeniden sanayileşme hedefini net bir stratejiyle ortaya koyup koyamayacağı, önümüzdeki yılların en kritik ekonomik tartışmalarından biri olacak.
