Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İklim krizi, orman yangınlarını değiştirdi: Salt söndürmeye odaklanırsak kaybedeceğiz

Türkiye, iklim krizinin etkileriyle birlikte orman yangınlarında yeni bir döneme giriyor. Yüksek sıcaklıklar, uzun kuraklıklar ve ani yön değiştiren rüzgarlarla birlikte yangınlar hem daha sık hem de daha yıkıcı hale gelirken, geleneksel söndürme yöntemleri yetersiz kalıyor. Uzmanlar, bu yeni dönemde yangınlara sadece müdahale değil, yangın öncesi hazırlığın ve bitki örtüsünün yönetiminin ön plana çıkarılması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye, iklim krizinin etkileriyle birlikte orman yangınlarında yeni bir döneme

Temmuz ayı boyunca Türkiye’nin farklı bölgelerinde çıkan ve binlerce hektar ormanlık alanı etkileyen yangınların kontrol altına alınmasında yaşanan güçlükler, kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Ancak uzmanlara göre bu durum, sadece yangın söndürme ekipmanları ya da personel sayısıyla açıklanamayacak kadar yapısal bir krizin göstergesi.

“Yangın rejimi değişti, eski yöntemler artık işe yaramıyor”

Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Okan Ürker’e göre, Türkiye iklim kriziyle birleşen hatalı ormancılık politikalarının sonucu olarak yeni bir yangın rejiminin içine girdi. “1980’li ve 90’lı yıllarda alıştığımız yangın yönetim modelleri bugün artık etkisiz” diyen Ürker, geçmişte başarılı sonuçlar veren agresif söndürme ve hızlı restorasyon stratejilerinin bugün hem ekosistem açısından zararlı olduğunu hem de mega yangınları beslediğini belirtti.

Yakıt yükü yönetimi olmadan dirençli orman mümkün değil

Ürker, yangın söndürme bütçesinin neredeyse tamamen müdahale ve restorasyona ayrıldığını, oysa asıl ihtiyacın yangın çıkmadan önceki önlemler olduğunu söyledi:

“Bizim tartışmamız gereken asıl mesele, elimizde kaç helikopter ya da uçak olduğu değil. Asıl önceliğimiz, ormanlardaki yakıt yükünü azaltmak olmalı. Aksi takdirde, iklim krizinin tetiklediği bu büyük yangınlara her yaz hazırlıksız yakalanmaya devam ederiz.”

Doğal Denge bozuldu: Çam Tarlaları ve Dışlanan Ekolojik Bilgi

Ürker, geçmişte uygulanan ormancılık politikalarının da bugünkü krizi hazırladığını ifade etti. Yangın sonrası yapılan hızlı restorasyonlarla oluşturulan tek tip çam plantasyonlarının, “adeta Akdeniz’e serpiştirilmiş birer yangın bombası” olduğunu belirten Ürker, geleneksel bilgi ve uygulamaların, özellikle keçi otlatmanın devre dışı bırakılmasının da yangın riskini artırdığını vurguladı.

Yerel yönetimlere ve topluma çağrı: Önlem odaklı seferberlik şart

Yangınlara karşı daha dirençli bir toplum için, yangın sezonundan önce önlem alınması gerektiğini belirten Ürker, yerel yönetimlerin daha proaktif adımlar atabileceğini söyledi. Risk haritalarının sadece yayımlanmakla kalmaması, aynı zamanda bu haritalara göre bireylerin ve kurumların teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor. Örneğin, önlem alanlara vergi indirimi gibi teşvikler verilebilirken, önlem almayanlara yönelik cezai yaptırımlar uygulanabileceğini ifade etti.

Yangın sonrası aktif restorasyon Ekosisteme zarar veriyor

Yangınlardan sonra uygulanan hızlı restorasyon uygulamalarının da doğaya zarar verdiğini belirten Ürker, yanmış ağaçların ekonomik değeri nedeniyle hızla sahadan çıkarıldığını ve bunun ciddi erozyon ve sel riskini beraberinde getirdiğini söylüyor. Bu durumun 2021’de Manavgat ve Marmaris’te yaşandığını hatırlatarak, benzer tehlikelerin İzmir ve çevresinde de yaşanabileceğini ifade etti.

Ormancılıkta ekonomik baskılar: Hektardan 350 bin lira kâr

Aktif restorasyonun arkasındaki temel nedenlerden birinin ekonomik çıkarlar olduğunu belirten Ürker, yanan alanlardan çıkarılan ağaçların orman işletmeleri için ciddi bir gelir kapısı olduğunu ifade ediyor. Ortalama olarak bir hektar alanın 350 bin lira getiri sağladığını belirten Ürker, “10 bin hektar alan yandığında işletmeye kalan kâr yaklaşık 86 milyon doları buluyor” diyerek bu baskının ormancılık politikalarını nasıl şekillendirdiğine dikkat çekiyor.

Doç. Dr. Okan Ürker kimdir?

Doç. Dr. Okan Ürker, Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programı’nda öğretim üyesidir. Yaklaşık 15 yıldır Türkiye doğasının korunması amacıyla çalışan bir ekolog olan Ürker, aynı zamanda Oregon Eyalet Üniversitesi’nde Misafir Öğretim Üyesi olarak bütüncül yangın yönetimi alanında araştırmalarına devam etmektedir.

Bir yangın coğrafyasında yerleşik olan Oregon Eyalet Üniversitesi Orman Fakültesi, yaklaşık 150 yıllık geçmişinde yangın bilimini hep ön planda tutmuş saygın ve öncü araştırma kurumlarından birisidir. Ürker’in buradaki çalışmaları ise, Türkiye’nin mevcut yangın rejimi içerisinde yangına uyum sağlamış ve/veya sağlamamış ekosistemlerin, yangına direncinin ve direngenliğinin artırılmasına odaklanıyor. Bunun yanı sıra Ürker, olası yangın rejimi değişimini tetikleyecek eşik aşımlarının yaşanması durumunda ortaya çıkması muhtemel yeni koşullara toplumsal ve ekolojik uyumun nasıl sağlanabileceğine dair araştırmalar yapıyor.

Topladığı veriler ile bilimsel yayınlar yapmayı sürdüren Ürker, aynı zamanda Türkiye’nin bütüncül yangın yönetimine geçişinde politika rehberi işlevi görebilecek bir popüler bilim kitabını yayıma hazırlıyor.

İklim krizi, orman yangınlarını değiştirdi: Salt söndürmeye odaklanırsak kaybedeceğiz