31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaşırken, döviz piyasalarındaki hareketlilik artmaya başladı. Bankaların alış ve satış kurları arasındaki makasın biraz daha açılmasının da etkisiyle döviz bürolarında sıralar oluştuğu söyleniyor. Dolar kurundaki son bir aydaki artışın yüzde 4-5 civarında olmasına bakarak döviz talebinde ciddi bir artış olmadığı düşünülebilir, ancak mevcut kur düzeyinin TCMB’nin döviz rezervindeki kayda değer miktardaki kayba rağmen görülmüş olması işin rengini değiştiriyor.
Ekonomist Uğur Gürses’in paylaştığı aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonunda 2024 yılı başına göre değişim eksi 16 milyar dolar civarında.

Yılın ilk iki ayında enflasyon rakamlarının beklenenden yüksek gelmesinin yakın geleceğe dönük beklentileri bozduğu bir gerçek. 1 Ocak’tan bu yana TL dönüşümlü kur korumalı mevduat hesabı açılamıyor olması ve ülkeye yurtdışından döviz girişinin umulan düzeyin altında kalması da politika faizini – en azından seçime kadar – yüzde 45’in üzerine çıkaramayan Merkez Bankası’nı döviz talebini karşılamak için rezervlerini kullanmaya ve önceki yönetimlerin uygulamalarına benzer parasal sıkılaştırma adımlarını atmaya mecbur bırakıyor.

Dövizde geçen yıl nasıl bir hareket yaşanmıştı?
Peki, son günlerde bireysel döviz talebinin artmış olması, vatandaşın ekonominin gidişatına dair güncel verilere dayalı rasyonel beklentilerini mi yansıtıyor, yoksa bunun daha basit bir açıklaması olabilir mi? Dövize yönelişteki başlıca faktör, geçen yılki seçimlerden sonra yaşanan durumun bir benzerinin bekleniyor olması da olabilir. Grafikte görüldüğü üzere, dolar/TL kuru Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turundan sonraki 15 günde yüzde 18, iki ayda da yüzde 35 artmış ve döviz yatırımcıları önemli bir getiri elde etmişti.

Ancak bu yıl içinde bulunduğumuz durumlar geçen yıldan oldukça farklı. Geçen yıl seçimlerden önce döviz kurları uzun süre baskılanmış, 7-8 ay boyunca neredeyse sabit kalmış ve seçim sonrasındaki artış bir bakıma kaçınılmaz olmuştu. Seçimden sonra kurlardaki artışa dış ticaretin dengelenmesi için bilinçli olarak yol verilmiş olması da makul bir yorum.
Buna karşılık, şu an enflasyonla mücadele için sıkı tedbirler almaktan çekinmeyecek ve bunları seçim sonrasında hayata geçirebilecek bir ekonomi yönetimimiz var. Kurlardaki artışın enflasyonist etkisinin de farkında olan yöneticilerin, yeni faiz arttırımlarıyla TL cinsi yatırımları daha cazip hale getirmeyi ve böylece döviz kurlarındaki artışı sınırlamayı tercih etmeleri ciddi bir olasılık.
Yerel seçimlerin kazasız belasız atlatılması ve kazanan adayların mazbatalarını almaları da ekonomi için olumlu bir gelişme olabilir. Umutla beklenen sıcak paranın gelmeye başlaması ekonomi yönetiminin işini kolaylaştırırken, döviz yatırımcıları için pek de iyi bir haber olmayacaktır.
Otomobil yatırımı örneği
Dövizde geçen yıl görülen hareketin tekrarını bekleyen yatırımcıların otomobil piyasasında yaşanmakta olan durumu da akıllarında tutmalarında yarar var. Bundan birkaç ay öncesine kadar otomobil alım-satımı çok kârlı bir faaliyet idi. Sektörde satış ve ithalat rekorlarının kırılması da bireylerin bu kârlılığın devam edeceğini düşünüyor olmalarından kaynaklanıyordu.

Ancak, Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi BETAM’ın her ay yayınladığı ‘Otomobil Piyasası Görünümü’ raporundan aldığım grafiklerde görüldüğü üzere, otomobil fiyatlarının durgunlaşmasıyla birlikte otomobil yatırımının getirisi hızla düşmeye başladı. Ortalama otomobil fiyatındaki yıllık değişim yüzde 150’lerden yüzde 50’lere geriledi. Veriler güncellendikçe bu oran daha da aşağı inecek gibi görünüyor.

Önümüzdeki aylarda döviz kurlarında ortaya çıkacak hareketin otomobil fiyatlarında yaşananlara benzer olacağını iddia etmek elbette pek anlamlı olmaz. Yine de, bu tablonun yakın geçmişte görülen durumların tekrarının kolay olmadığına, içinde bulunulan koşulların ve bunların bir sonucu olan parasal getirilerin hızla değişebildiğine dair çarpıcı bir örnek olduğunu düşünüyorum. Tüm tclira.com okurlarına yatırım kararlarında bol şans diliyorum.
