Hayır, sizlere bilmediğiniz bir dilde kötü sözler söylemiyorum. Bu havalı başlık aslında “intikam amaçlı uyku ertelemesi” anlamına geliyor. Toplantılardan, sunumlardan, raporlardan nefes bile alamadığınız bir gün geçirip, ardından iş çıkışı trafikle boğuşup, eve gelip yemek yiyip kişisel bakım işlerinizi hallettikten sonra yorgunluktan ölmenize rağmen sosyal medyada bir iki saat geçirdiğiniz veya açıp bir dizi seyrettiğiniz oldu mu? İşte bunu yaptığınızda gün içinde kontrolünüzde olmadığını hissettiğiniz zamanı ve hayatı kontrolünüz altına almaya çalışmış oluyorsunuz. Aynı zamanda sizden çalındığını hissettiğiniz yaşamı geri almış olmak için de böyle bir telafi mekanizması çalıştırıyorsunuz. Böylece işten gel + yemek ye + duş al + uyu döngüsüne karşı koymuş oluyorsunuz kendinizce.
Burada dikkat edilmesi gereken birkaç önemli husus var.
Öncelikle bu telafi modeli sağlıklı değil. Çünkü düzeltme kontrol edemediğiniz, zamanınızı fazlaca çaldığını düşündüğünüz alanda gerçekleşmiyor. Tam tersi sizin için gerekli, hatta eksikliği sağlığınızı bozacak bir şeyden azaltarak gerçekleşiyor. Uykunuz! (veya sevdikleriniz, hobileriniz, sizi mutlu eden diğer şeylerden).
İkincisi yaşamın bir alanındaki doyumsuzluğu başka bir alandaki azaltma veya arttırmayla tedavi etmeye uğraşmak genellikle kötü sonuçlar veriyor. Eşinden görmediği ilgiyi çocuğu üzerinden gidermeye çalışmak, sosyal medyada sürekli beğenilmeye, takip edilmeye uğraşmak, kıyafetlerine, görünüşüne veya diğerlerinin hakkında ne düşündüğüne takıntı derecesinde önem vermek, değersizlik duygusunu azaltmak için ilişki üstüne ilişkiye girmek, hayatındaki anlam eksikliğini telafi edebilmek için sürekli para harcamak, gezmek, öz güven eksikliğini havasından geçilmeyerek göstermek yaygın görülen örnekler arasında.
Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, telafinin gerçekleşebilmesi için yerine konulan şeyin asıl ihtiyacı karşılaması gerekiyor ancak yukarıdaki örneklerin hiçbirinde asıl ihtiyaç karşılanmıyor. Kendini kandırma tekrar tekrar yaşanmış oluyor sadece.
Hepimizin yaşam doyumu üzerinde belirli bir düzeyde kontrol sahibi olmaya ihtiyacı var. Hepimizin kendine ait zamana ve alana ihtiyacı var. Hepimizi küçük bir ölçü de olsa iyi hissetmeye ihtiyacı var. Başarı için anahtar kelimeler “belirli bir düzeyde” ve “küçük bir ölçü.” Yaşam doyumu biraz da eksikten kaynaklanıyor zira. Eksiklikler bizleri tamamlanmaya, tam olmaya, gidermeye motive ediyor. Bu anlamda eksiklikler bizi harekete geçiren, güdüleyen şeyler özünde.
Ancak eksikliklerimizden kaçtığımız, onlara karşı körleşmemizin teşvik edildiği bir çağda yaşıyoruz. Kusursuz olmalıyız, kusursuz bir yaşantımız olmalı, hep mutlu olmalıyız. Tam da bu nedenle mutsuzuz, ne yapsak geçici çözümler dışında bir şey elde edemiyoruz ve daireler çizerek başladığımız yere dönüyoruz.
Çözüm eksikliklerimizi kabul etmek. Burası çok önemli: eksikliklerimizi kabullenmek değil, onları kabul etmek. Kabul etmezsek iyileşme olmuyor, kabul etmezsek düzeltmek için çaba harcamıyoruz, bunun için gerekli gücü bulamıyoruz. Kabullenirsek ise boyun eğiyoruz, ne yapayım böyle diyoruz. O zaman da değişim olmuyor, gerekli adımları atamıyoruz.
Hepimizin ihtiyaçları var, hepimizin istekleri var, hepimiz hayattan bir şeyler bekliyoruz. Ancak hayal kırıklığı, kalp kırıklığı, başarısızlık, olumsuz deneyimler vb. sonucu ortaya çıkabilecek öz güven, öz sevgi, öz değer sorunları ile başa çıkabilmek için onların yerine başka bir şeyler koymaya değil gerçek ihtiyacı gidermek için uğraşmaya ihtiyacımız var.
Belki de verilmeye değer yegane savaş kendi derimizin içinde rahat olabilmek için verilendir. Kim bilebilir?
