Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar


ata-yatirim


Advertisement

Ambalaj toplama sistemi sadece ekonomiyi değil, kültürü de şekillendirecek

Türkiye’nin yıllık yaklaşık 25 milyar içecek ambalajını yeniden ekonomiye kazandırmayı hedefleyen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi, yalnızca çevresel değil, toplumsal bir dönüşüm de vadediyor. TÜÇA Başkanı Nurullah Öztürk’e göre sistem, vatandaşın atığa bakışını değiştirirken bakkalları, işletmeleri ve üreticileri geri dönüşüm zincirinin aktif bir parçası hâline getirecek. Yerli teknolojiyle kurulan dijital altyapının cari açığa katkı sağlaması, yeni istihdam yaratması ve ithal hammadde ihtiyacını azaltması bekleniyor. Asıl başarı ise boş bir ambalajın artık çöp değil, ekonomik değeri olan bir kaynak olarak görülmesiyle ölçülecek.

Türkiye’nin yıllık yaklaşık 25 milyar içecek ambalajını yeniden ekonomiye kazandırmayı

Bir grup ekonomi gazetecisi meslektaşımla birlikte Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Başkanı Nurullah Öztürk ile sohbet toplantısında bir araya geldik.

Toplantının ana gündemi, 1 Temmuz 2026 itibarıyla ulusal entegrasyon süreci başlayan Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemiydi. Ancak yapılan sunum ve ardından gerçekleşen sohbet, konunun yalnızca plastik, cam ve alüminyum ambalajların toplanmasından ibaret olmadığını gösterdi.

Türkiye, her yıl atık haline gelen yaklaşık 25 milyar içecek ambalajını yeniden üretim döngüsüne kazandırmaya çalışıyor. Bu, aynı zamanda tüketim alışkanlıklarını, vatandaşın atığa bakışını, küçük esnafın mahalledeki rolünü ve üreticilerin çevresel sorumluluğunu yeniden tanımlayacak büyük bir toplumsal dönüşüm anlamına geliyor.

Ambalaj toplama sistemi sadece ekonomiyi değil, kültürü de şekillendirecek

Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Başkanı Nurullah Öztürk

Çünkü geri dönüşüm yalnızca teknolojik altyapıyla başarılamaz. İnsanların kullandıkları bir şişeyi çöp olarak değil, ekonomik değeri bulunan bir kaynak olarak görmesi gerekiyor. Türkiye’nin asıl sınavı da burada başlayacak.

Yılda 25 milyar ambalaj atığa dönüşüyor

Türkiye’de her yıl yaklaşık 25 milyar içecek ambalajı atık haline geliyor. Öztürk’ün verdiği bilgilere göre bu ambalajlar yan yana getirildiğinde yaklaşık 100 bin futbol sahasını kaplayacak büyüklüğe ulaşıyor. Sistemin kapsamına 0,1 litre ile 3 litre arasındaki DOA logolu plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajları giriyor.

Rakamın büyüklüğü, meselenin neden yalnızca bir temizlik faaliyeti olarak görülemeyeceğini de ortaya koyuyor. Bu ambalajların önemli bir bölümü geri kazanılamadığı için doğal kaynaklar tüketiliyor, çevre kirliliği artıyor ve sanayinin ihtiyaç duyduğu PET, cam ve alüminyum hammaddeleri ithalatla karşılanıyor.

TÜÇA Başkanı Öztürk, Türkiye’nin kurmaya çalıştığı sistemin ölçeğini ve yaklaşımını şu sözlerle anlattı:

“Türkiye’de yılda yaklaşık 25 milyar içecek ambalajı üretiliyor ve tüketiliyor. Bizim kurmaya çalıştığımız sistem, bu ambalajların üretildiği andan yeniden sanayiye kazandırıldığı ana kadar izlenmesini sağlıyor. Ambalajı yalnızca çöpten toplamak yeterli değil. Sisteme hangi üreticinin ne kadar ambalaj sürdüğünü, bunun ne kadarının geri döndüğünü ve hangi geri dönüşüm tesisine ulaştığını bilmek zorundayız. Bu nedenle modeli uçtan uca dijital olarak tasarladık. Ambalajlar özel mürekkeple işaretleniyor ve sisteme kaydediliyor. Vatandaş ambalajı iade ettiğinde sistem ürünün gerçek ve kayıtlı olduğunu doğruluyor. Ardından teşvik bedeli DOA Cüzdan’a aktarılıyor. Toplanan ambalajlar yetkilendirilmiş operatörlerle geri dönüşüm tesislerine taşınıyor. Böylece hem suistimalin önüne geçiliyor hem de kaliteli ikincil hammadde elde ediliyor. Türkiye’nin ölçeği düşünüldüğünde bunu yalnızca makine koyarak yönetmek mümkün değil. Vatandaşın, üreticinin, marketin, bakkalın, otelin, restoranın ve lojistik şirketlerinin aynı sistem içinde buluşması gerekiyor.”

Sistem, 1 Temmuz 2026 itibarıyla 81 il ve 973 ilçede ulusal entegrasyon sürecine girdi. İlk 10 günde yaklaşık 20 milyon ambalaj iade edildi ve mobil uygulama kayıtları 2 milyonun üzerine çıktı. Sistemde 482 yetkilendirilmiş içecek üreticisi ile 3 bin 673 kayıtlı ambalajlı içecek bulunuyor.

Çöp algısından kaynak anlayışına geçiş

Depozito sisteminin gerçek başarısı, kaç makine kurulduğundan çok vatandaşın günlük davranışının ne ölçüde değişeceğine bağlı olacak.

Bugün birçok kişi içtiği suyun, meşrubatın veya maden suyunun ambalajını kullandıktan sonra değersiz bir atık olarak görüyor. Yeni sistem ise o ambalajın parasal karşılığı bulunan, sanayide yeniden kullanılabilecek bir hammadde olduğunu hatırlatacak.

Bu değişim zamanla çöp kutusuna uzanan eli iade noktasına yönlendirebilir. Evlerde ambalajların ayrı biriktirilmesi, çocukların geri dönüşüm bilinciyle yetişmesi ve sokakta görülen boş bir şişenin ekonomik değer taşıdığının anlaşılması yeni bir toplumsal alışkanlık yaratabilir.

Öztürk, sistemin yalnızca çevresel değil, kültürel bir dönüşümün başlangıcı olacağını belirterek şöyle konuştu:

“Biz depozitosu olan ambalajları Türkiye’de uçtan uca dijital olarak yönettiğimiz ilk büyük adım olarak görüyoruz. Fakat mesele burada bitmeyecek. Vatandaş evinde ambalajı ayırmaya başladığında atığa bakış açısı değişecek. Bir çocuk annesinin veya babasının şişeyi çöpe atmak yerine iade noktasına götürdüğünü gördüğünde farklı bir alışkanlık kazanacak. Bakkal ambalajı teslim aldığında mahallenin geri dönüşüm noktasına dönüşecek. Otel, restoran ve kafeler kullandıkları ambalajın ne kadarını geri verdiklerini takip etmek zorunda olacak. Üretici de piyasaya sürdüğü ambalajın çevresel maliyetini üstlenecek. Böylece sorumluluk yalnızca kamu kurumunda kalmayacak. Sistemde yer alan herkes kendi payına düşeni yapmak zorunda olacak. Bugün Türkiye’de kaynağında ayrıştırma alışkanlığı yeterince güçlü değil. Depozito sistemi bu alışkanlığın gelişmesi için önemli bir başlangıç olabilir. Şişeyle başlayan bu bilinç zamanla kâğıda, elektronik atığa, pile ve diğer atık gruplarına yayılabilir. Bu nedenle biz yalnızca bir toplama sistemi değil, yeni bir çevre kültürü kurmaya çalışıyoruz.”

Bu yaklaşım, geri dönüşümün belediyelerin veya atık toplayıcılarının görevi olduğu düşüncesini de değiştirebilir. Yeni modelde kirleten, satan, kullanan ve toplayan aynı döngünün parçası haline geliyor.

Bakkallar yeniden mahallenin merkezine gelebilir

Sistemin en dikkat çekici taraflarından biri, geleneksel bakkal ve büfelerin manuel iade noktası olarak sürece dahil edilmesi.

Resmi plana göre 2026 yılı sonunda en az 10 bin, 2027 yılı sonunda ise yaklaşık 30 bin manuel iade noktasına ulaşılması hedefleniyor. Bakkal, büfe ve geleneksel satış noktaları el terminalleriyle ambalaj kabul edecek. İşletmeler teslim aldıkları her uygun ambalaj için 30 kuruş hizmet bedeli kazanacak.

Bu yapı küçük esnafa ek gelir yaratırken aynı zamanda müşteri trafiğini de artırabilir. Vatandaşın ambalajını teslim etmek için mahalle bakkalına gitmesi, alışveriş alışkanlıklarında yıllardır zincir marketler lehine bozulan dengenin sınırlı da olsa yeniden kurulmasına katkı sağlayabilir.

Öztürk, konu hakkında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin her noktasına yalnızca depozito iade makinesi koyarak ulaşamayız. Bizim coğrafyamıza en uygun çözümlerden biri el terminalli manuel iade noktalarıdır. Bakkallarımızı, büfelerimizi ve geleneksel satış noktalarını sisteme dahil edeceğiz. Vatandaş ambalajını mahalledeki bakkala götürecek ve teşvik bedelini doğrudan dijital cüzdanına alacak. Bakkal da topladığı her uygun ambalaj için hizmet bedeli kazanacak. Bu sistem küçük esnaf için yeni bir gelir alanı oluşturacak. Aynı zamanda bakkalın mahallesindeki hareketliliğini artıracak. Vatandaş ambalajını teslim etmeye geldiğinde ekmeğini, suyunu veya başka bir ihtiyacını da oradan alabilir. Böylece çevresel bir uygulama yerel ticareti de destekleyebilir. Operatörler belirli süreler içinde bu ambalajları iade noktalarından toplayacak. Ambalajlar sayım ve doğrulama merkezlerine taşınacak. Bütün işlemler dijital olarak izlenecek. Türkiye’nin toplama gücünün önemli bir bölümü bu manuel iade ağı üzerinden oluşacak.”

HOREKA sistemin merkezinde

Depozito sisteminin yalnızca haneler üzerinden kurgulanması mümkün değil. Türkiye’deki içecek ambalajlarının çok büyük bir bölümü otel, restoran ve kafelerde tüketiliyor.

Bu nedenle HOREKA işletmelerinin Depozito Bilgi Yönetim Sistemi’ne kayıt olması ve yetkilendirilmiş bir saha operatörüyle çalışması gerekiyor. İşletmeler teslim ettikleri her uygun ambalaj için 20 kuruş hizmet bedeli kazanacak. Resmi takvime göre HOREKA işletmelerinin kayıtlarını ekim ayı sonuna kadar tamamlaması hedefleniyor.

Sistemin özellikle İstanbul, İzmir ve Antalya’daki başarısı kritik öneme sahip olacak. Turizm, yeme içme ve konaklama sektörünün yoğun olduğu bu şehirlerde milyarlarca ambalajın düzenli biçimde toplanması gerekiyor.

Bu aynı zamanda işletmeler için yeni bir disiplin anlamına geliyor. Ambalaj artık diğer çöplerle birlikte kontrolsüz biçimde atılamayacak. İşletmeye giren ve geri verilen ambalaj sayısı dijital olarak izlenebilecek.

Finansman kamu bütçesinden karşılanmayacak

DOA sisteminin önemli özelliklerinden biri de genel bütçeden finanse edilmemesi.

Finansman, Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu modeli kapsamında piyasaya ambalajlı ürün süren firmaların ödediği Depozito Katılım Bedelleriyle sağlanıyor. Devlet sistemi doğrudan finanse etmek yerine kuralları belirleyen, denetleyen ve koordinasyonu sağlayan otorite olarak konumlanıyor. Vatandaş ise sisteme katılmak için ücret ödemiyor ve iade ettiği her uygun DOA logolu ambalaj için 1 TL teşvik bedeli alıyor.

Buradaki temel mantık, çevresel maliyetin toplumun tamamına yüklenmesi yerine ambalajı piyasaya süren üreticinin sorumluluğunda olması.

Öztürk, sistemin finansman modeline ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu sistem genel bütçeden finanse edilmiyor. Hazine’den kaynak alarak depozito sistemi kurmuyoruz. Temel yaklaşım kirleten öder ilkesidir. Bir üretici içeceğini satabilmek için ambalaj kullanıyor ve bu ambalaj çevresel bir yük oluşturuyor. Dolayısıyla sistemin maliyetine piyasaya ambalajlı ürün süren firmalar katkı sağlıyor. Vatandaş bugün sisteme girmek için herhangi bir ücret ödemiyor. İade ettiği uygun ambalaj karşılığında 1 TL teşvik bedeli alıyor. Bunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Bugün uygulanan tutar depozito bedeli değil, ulusal entegrasyon dönemine katılımı artırmak için verilen teşvik bedelidir. Sistem yeterince yaygınlaştığında gerçek döngüsel depozito dönemine geçilecek. O aşamada tüketici ürünü satın alırken depozito bedelini ödeyecek. Ambalajı iade ettiğinde kendi parasını geri alacak. İade etmediğinde ise o kaynaktan ambalajı toplayan kişi yararlanacak. Böylece kirleten bedel ödeyecek, temizleyen ise ekonomik karşılık elde edecek.”

Burada şu notu da düşmemiz gerekiyor…

Bu ayrım kamuoyunda doğru anlatılmalı. Mevcut 1 TL’lik ödeme bir ürün fiyatına eklenmiş depozitonun iadesi değil, sistemin öğrenilmesini ve kullanımının yaygınlaşmasını amaçlayan geçici bir teşvik.

Cari açığa yıllık en az 600 milyon dolarlık katkı hedefi

Ambalaj toplama sisteminin en somut ekonomik etkisi, ithal hammadde ihtiyacının azalması olacak.

TÜÇA’nın hesaplamalarına göre içecek ambalajı hammaddesi ithalatında yüzde 35 ile yüzde 40 arasında azalma öngörülüyor. Geri kazanılan her 20 içecek ambalajının yaklaşık 1 dolarlık ithal hammadde ihtiyacını ortadan kaldıracağı ve sistemin cari açığa yılda en az 600 milyon dolar doğrudan katkı sağlayacağı tahmin ediliyor.

Bu nokta özellikle PET açısından önemli. Türkiye’deki sanayi tesisleri üretimde kullanmak üzere yurt dışından hammadde veya atık plastik temin ederken, yurt içinde kullanılan temiz içecek ambalajlarının önemli bölümü düzenli biçimde toplanamıyor.

Kendi tükettiği PET’i denize, toprağa veya çöpe gönderen bir ülkenin aynı ürünü dışarıdan satın alması ekonomik açıdan büyük bir kaynak kaybı yaratıyor. Depozito sistemi bu çelişkiyi azaltabilir.

Cam ve alüminyumun yeniden sanayiye kazandırılması da enerji kullanımını ve yeni hammadde ihtiyacını aşağı çekebilir. Sistemin tam kapasiteye ulaşması halinde yaklaşık 37 bin ton sera gazı emisyonunun azaltılması, 1,3 milyar kilovatsaat enerji tasarrufu sağlanması ve 3,6 milyon varil petrol kullanımının önlenmesi öngörülüyor.

Teknoloji ihraç eden bir modele dönüşebilir

Türkiye’nin modeli yalnızca ambalajı alan makinelerden oluşmuyor. Özel mürekkeple işaretleme, ambalaj doğrulama, elektronik cüzdan, saha operasyonu, sayım merkezleri ve veri analitiği aynı dijital altyapı üzerinde çalışıyor.

Entegrasyon dönemine yaklaşık 2 bin 500 depozito iade makinesiyle başlandı. Sürecin tamamlanmasıyla 20 bin makineye ulaşılması hedefleniyor. Bugün sahada tescilli altı yerli üreticiye ait makineler kullanılıyor. Sistemde ayrıca 21 aktif saha operatörü bulunuyor ve devam eden başvurularla bu sayının yaklaşık 35’e çıkarılması planlanıyor.

Bu ölçekte başarı sağlanırsa Türkiye yalnızca geri dönüşüm oranını artıran değil, depozito teknolojisi ve mühendisliği ihraç eden bir ülkeye dönüşebilir.

Fakat teknolojinin başarılı olması, toplumun sisteme sahip çıkmasına bağlı. Makine sayısının artması, uygulamanın indirilmesi veya dijital cüzdanın kurulması tek başına yeterli olmayacak. Vatandaşın evinde ayırmadığı, işletmenin çöpe attığı veya üreticinin sorumluluğunu yerine getirmediği bir ambalajı hiçbir teknoloji geri dönüştüremez.

Asıl yatırım alışkanlıklara yapılacak

Türkiye’nin depozito sistemi çevre, sanayi, teknoloji, dış ticaret ve istihdam açısından önemli bir yatırım. Ancak sistemin en kalıcı etkisi kültürel alanda görülebilir.

Ambalaj iadesi günlük hayatın doğal bir parçasına dönüşürse insanlar kullandıkları ürünlerin yalnızca satın alma fiyatını değil, doğaya ve ekonomiye bıraktığı maliyeti de düşünmeye başlayacak.

Çocuklar ambalajın çöpe değil, iade noktasına götürüldüğü bir düzen içinde büyüyecek. Küçük esnaf geri dönüşüm zincirinin parçası olacak. Otel ve restoranlar kullandıkları ambalajların hesabını verecek. Üreticiler ürün kadar ambalajın yaşam döngüsünden de sorumlu tutulacak.

Bu nedenle DOA sisteminin başarısı yalnızca toplanan şişe sayısıyla ölçülmemeli.

Asıl başarı, bir süre sonra boş bir içecek ambalajına baktığımızda onu artık çöp olarak görmememiz olacak.