Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar

Denizbank Reklam

Akkuyu ve milli nükleer özlemi

Türkiye’de 2026 itibarıyla aktif bir nükleer santral bulunmuyor ama inşasında artık sona gelinen Akkuyu’nun kısa süre içinde ilk ünitesinin devreye alınması bekleniyor. Peki bu proje gerçekten milli nükleer özlemimizi gideriyor mu? Volkan Özdemir değerlendiriyor…

Türkiye'de 2026 itibarıyla aktif bir nükleer santral bulunmuyor ama inşasında

Volkan Özdemir

Dünya enerji sektöründe nükleer enerjiye ilgi yeniden artarken, konu ülkemizde de güncel tartışmalar arasında bulunuyor. Türkiye’de nükleer denilince çeşitli projeler konuşulsa da tartışmaların odağında hiç kuşkusuz ki yapımı halen devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali yer alıyor.

Nükleer enerji, kullanım alanlarının farklılığıyla birlikte yüksek teknoloji ile birlikte anılıyor. Nükleerin barışçıl kullanımı kapsamında nükleer santrallerden elektrik üretimi ise ülkelerin enerji güvenliği açısından önemli bir bileşen olarak karşımıza çıkıyor. Tabi burada başta çevresel nedenlerle nükleer enerjiye karşı olmanın da saygıdeğer bir düşünce olduğunu; fakat kendi görüşümüzün Türkiye’nin de nükleer lige çıkması yönünde olduğunu baştan ifade edelim. Birçok ülkenin aksine, Türkiye’nin on yıllardır bu konuyu ihmal ettiği bir gerçek. Nitekim ülkemizde 2026 itibarıyla aktif bir nükleer santral bulunmuyor ama inşasında artık sona gelinen Akkuyu’nun kısa süre içerisinde ilk ünitesinin devreye alınması bekleniyor. Peki bu proje gerçekten milli nükleer özlemimizi gideriyor mu? Kısa, öz ve objektif bir şekilde yanıtlamaya çalışalım.

Akkuyu ve milli nükleer özlemi

Her biri 1200 MW kapasiteli toplam 4 reaktörden oluşan Akkuyu aslında özgün bir proje. Özgünlüğü ise maalesef pek lehimize değil. Zira Akkuyu, bir ülke topraklarında başka bir ülkeye ait olmak gibi nükleer santraller tarihinde görülmedik bir özelliğe sahip. 2010 yılında imzalanan Hükümetler Arası Antlaşma ile santralin sahiplik ve kontrolü bir başka ülkeye yani Rusya’ya verilmiş. Santral, Rusya’nın nükleer enerji alanında dünyaca ünlü Rosatom şirketince kuruluyor ve sözkonusu Antlaşma hükümleri uyarınca, Rus tarafının projedeki payı %51’in altına inemiyor.

Konunun teknik boyutundan finansmanına kadar pek çok ayrıntı bulunuyor. Ancak burada sadece önemli gördüğümüz temel bilgilere değinebileceğiz: 16 yıllık süreçte yerli ortak çıkmadığından haliyle santralin yapım maliyetini tümüyle Ruslar üstleniyorlar. Bu projeye, 2016 yılında stratejik yatırım statüsü tanındığı için, ciddi vergi ve diğer başlıklarda teşvikler sağlanmış durumda. Ayrıca devlet tarafından buradan üretilecek elektriğin yarısına, 15 yıl boyunca mevcut piyasa fiyatına kıyasla epey yüksek bir rakamdan (12,35 dolar-sent+ / kWs) alım garantisi verilmiş. Üretim başladığında kamuya mali yük getirecek bu finansman mekanizması, bazen de abartılı açıklamalarla, kamuoyunda eleştiriliyor ama bizce bundan da önemlisi projenin teknoloji transferi hususundaki eksikliği. Nitekim kanaatimizce, eğer santral bize ait olsa ve nükleer teknolojiye tamamen erişebilseydik mali yükümlülükler göz ardı edilebilirdi.

Teknoloji transferinden kastımız, bir ülkenin daha önce sahip olmadığı bir teknolojiyi uluslararası bir işbirliği sonrasında edinebilme, milli imkanlarla yapabilme/üretebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Ancak dünya uluslararası nükleer enerji pratiğinin aksine Akkuyu, işletiminden sahipliğine kadar Rusya’nın olacağı için teknoloji transferi sözkonusu değildir. Proje kapsamında Rusya’ya eğitim için gönderilen gençlerimiz Türkiye’de edinemeyecekleri bir bilgiye sahip olacaklardır ve bu tabi ki olumludur. Ancak bu personel santralin belli kısımlarında çalışmak üzere ve yalnızca yönetim süreçleri üzerine eğitilmektedir. Sıfırdan santral kurmaya ve geliştirmeye yönelik bir birikim sözkonusu değildir çünkü santralin işletimi vurgulandığı üzere Yap-İşlet-Sahip ol şeklinde Rus tarafının sorumluluğundadır. Üstelik Rusya’ya liman konusunda da ayrıcalıkların tanındığı ileri sürülmektedir. Bu anlamda Akkuyu’nun enerji bağımsızlığı ile aynı cümle içerisinde geçmesi çelişkili bir durumu ifade etmektedir. Olması gereken, kendi yetişmiş insan kapasitemizle bir nükleer santrali yapabilmek ve işletebilmektir.

Yakıt tedarikinden atık yönetimine kadar her şey yabancı bir ülkenin yani Rusya’nın kontrolünde kalacağı için dış bağımlılık pekişecektir. Dahası Rosatom şirketi, Akkuyu ile aynı tip (VVER-1200) bir santral de Mısır’da inşa ediyor ve olması gerektiği gibi bu santralin sahibi Mısır Atom Kurumu. Üstelik daha önce aynı şirket, İran’da Buşehr nükleer güç santralini de yapmış ve santralin kontrolü ile işletimi yine olması gerektiği gibi proje bittikten sonra İran tarafına geçmiştir. İran bu sayede nükleer teknolojide üst lige çıkmıştır. Nükleer enerji alanında, Mısır ve İran’ın elde ettiği bu hak bize de tanınsa daha güzel olmaz mıydı? Nitekim her zaman yapıcı eleştiri ile daha iyisini aramak her Türk vatandaşının ortak sorumluluğu olmalıdır.

Özetle Akkuyu şu haliyle, Türkiye’de ilk ama Türkiye’nin olmayan bir nükleer santral olarak tarihe geçecektir. Yabancı bir ülke (Rusya) Akdeniz kıyımızda bir nükleer santral sahibi olacaktır. Bu övünülecek bir durum değildir. Dileğimiz günün birinde, birçok farklı ülkenin kalkınma yolunda başarıya ulaştığı üzere, milli imkanlarla bir nükleer santral yapıp işletecek teknolojik düzeye erişmektir. Ulusal çıkarımız için milli nükleer özlemimizin gelecekte göz ardı edilmemesi temennimiz olup, inancımız Türkiye’nin bu başarıyı gösterecek potansiyele sahip olduğudur.