Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olan 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın zaman geçti. Ancak depremin açtığı yaraların kapanması, yalnızca yıkılan binaların yeniden yapılmasıyla mümkün değil. Şehirlerin ekonomik hayatının canlandırılması, eğitim kurumlarının güçlendirilmesi, gençlerin geleceğe hazırlanması ve toplumsal yaşamın yeniden ayağa kaldırılması da en az konutların inşası kadar önemli.
Hatay, depremin en büyük yıkıma neden olduğu şehirlerin başında geliyor. Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, mahallelerin ortadan kalktığı, okulların ve iş yerlerinin ağır hasar gördüğü bu şehirde hayatı yeniden kurmak uzun soluklu bir mücadele gerektiriyor.
İşte böyle bir dönemde kamu kurumlarının çalışmalarının yanı sıra özel sektörün katkıları da büyük önem taşıyor. Özellikle bankalar ve büyük şirketler, sahip oldukları finansal imkânları, insan kaynağını ve kurumsal deneyimlerini toplumsal fayda yaratacak projelere yönlendirdiklerinde kalıcı bir değer ortaya çıkabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde bir grup meslektaşımla birlikte önemli bir projeyi yerinde incelemek üzere Hatay’a gittik. Akbank’ın Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü “Dönüşümde Gelecek Var” projesinin geldiği noktayı, öğrencilerin ve öğretmenlerin çalışmalarını görme fırsatı bulduk.
Karşımızda yalnızca eski mobilyaların yenilendiği bir çalışma yoktu. Aynı zamanda meslek liseli gençlerin üretime katıldığı, yeni beceriler kazandığı ve ortaya çıkan ürünlerin yeniden okullara ulaştırıldığı bir model vardı.
40 TIR eski mobilyadan 19 bin 200 yeni okul eşyasına
Projenin hikâyesi yaklaşık üç buçuk yıl öncesine uzanıyor.
Akbank, genel müdürlük binasında gerçekleştirdiği modernizasyon sırasında kullanımını tamamlayan ancak hâlâ değerlendirilebilecek durumda olan büyük miktarda mobilya ve malzemeyle karşılaşıyor.
Normal koşullarda bu malzemelerin önemli bir bölümü atık haline gelebilirdi. Ancak banka, bunları yeniden kullanıma kazandırmak için farklı bir yol izliyor.
Tam da bu dönemde 6 Şubat depremleri yaşanıyor. Akbank, projeyi deprem bölgesine taşıyarak hem eğitim kurumlarına destek olmayı hem de gençlere mesleki deneyim kazandırmayı hedefliyor.
İskenderun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bir ileri dönüşüm atölyesi kuruluyor. Bankanın genel müdürlük binasından çıkan tam 40 TIR dolusu malzeme Hatay’a taşınıyor.
Bu malzemeler, öğretmenlerin rehberliğinde meslek liseli öğrencilerin ellerinde yeniden şekilleniyor. Eski toplantı masaları okul sıralarına, dolaplar kütüphanelere, farklı ofis malzemeleri eğitim kurumlarında kullanılabilecek yeni eşyalara dönüşüyor.
Akbank Marka ve İletişim Başkanı Seçil Demiralp, Hatay’da düzenlenen programda projenin nasıl ortaya çıktığını şu sözlerle anlattı.
“Bundan 3,5 yıl önce genel müdürlüğümüzde başlattığımız bir modernizasyon çalışması, bir mimari dönüşüm projesi sırasında fark ettik ki binamızda çok büyük miktarda kaliteli malzeme var. Ve bu malzemelerin mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. Bir mimari dönüşüm projesi olarak ortaya çıktı. Ama biz bu dönüşümü bir toplumsal değer yaratma fikriyle Dönüşümde Gelecek Var projesini başlattık.”
Demiralp, 6 Şubat depremlerinin ardından projenin yönünü değiştirdiklerini de şu sözlerle ifade etti:
“Maalesef ki bu projenin tohumlarını attığımız dönemde hepimizi derinden sarsan 6 Şubat depremleri yaşandı. Ve dedik ki, burada yaratmak istediğimiz değeri deprem bölgesinde dayanışma ve dönüşüme dönüştürelim.
Genel Müdürlük binamızdan kullanımını tamamlamış tam 40 TIR malzemeyi bu atölyeye getirdik. Ve atölyede öğretmenlerimizin rehberliğinde, gençlerin ellerinde bu malzemeler okul mobilyalarına, masalara, dolaplara dönüştü.
Bu malzemeler, bu dönüşüm aracılığıyla tam 1.311 okula ve 19 bin 200 yeni mobilyaya dönüşerek dağıldı. Milli Eğitim Bakanlığımızın yönlendirmesiyle tam 1.311 okula 19 bin 200 yeni okul mobilyası ulaştırdık. Ve bu sayede yaklaşık 400 bin öğrencinin öğrenim ortamına katkı sağlamış olduk.”
Bu rakamların arkasında önemli bir ekonomik yaklaşım bulunuyor. Kullanılabilir durumdaki malzemeleri çöpe atmak yerine yeniden üretime kazandırmak.
Dünyada her yıl 25,4 trilyon Euro’luk değer kayboluyor
Projenin tanıtımında Seçil Demiralp, yalnızca Hatay’daki çalışmalardan değil, dünyanın karşı karşıya olduğu büyük bir ekonomik sorundan da söz etti:
“Küresel Döngüsellik Açığı 2026 Raporu’na göre doğrusal ekonomik modelin getirdiği çok çarpıcı bir rakam var. Kaynak verimsizliği nedeniyle bugün dünyada her yıl 25,4 trilyon Euro’luk bir ekonomik değer çöpe gidiyor. Yine bunun yanında endüstriyel üretimdeki fireler ve aslında ömrünü tamamlamamış ürünlerin atık haline gelmesi devasa bir ekonomik değer boşluğu yaratıyor.”
Bu rakam, üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Uzun yıllardır dünya ekonomisi büyük ölçüde hammaddenin çıkarılması, ürünün üretilmesi, tüketilmesi ve ardından atılması üzerine kurulu bir modelle büyüdü. Ancak doğal kaynakların sınırlı olduğu, üretim maliyetlerinin yükseldiği ve iklim değişikliğinin giderek daha büyük ekonomik sonuçlar yarattığı bir dünyada bu modelin sürdürülebilirliği tartışılıyor.
Döngüsel ekonomi ise ürünlerin ve malzemelerin mümkün olduğunca uzun süre ekonominin içinde kalmasını hedefliyor.
Demiralp, bu değişimin ertelenemeyecek bir zorunluluk haline geldiğini şu sözlerle dile getirdi:
“Bugün kullan, al, tüket ve at döneminin sona erdiği bir dünyada yaşıyoruz. Dünyamızın kaynaklarını ve geleceğini güvence altına almak için döngüsel ekonomiyi çok daha yapısal ve sistemli bir şekilde hayatımıza dahil etmek ve kalıcı bir modele dönüştürmek zorundayız.
Bu muazzam kayıp gezegenimize karşı üstlenmemiz gereken ortak sorumlulukları ve almamız gereken aksiyonları da gözler önüne seriyor. Soyut vaatler, ertelenen hedefler yerine dönüşümü çok daha somut, cesur adımlarla atmalı ve bugünün gerçeği haline getirmemiz gerekiyor.”
Bu yaklaşım yalnızca çevreyi korumak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hammadde kullanımını azaltmak, üretim maliyetlerini düşürmek, yeni iş alanları oluşturmak ve ekonomik verimliliği artırmak anlamına geliyor.
Türkiye gibi enerji ve hammadde ithalatına önemli kaynak ayıran ülkelerde bu dönüşümün ekonomik değeri daha da büyük.
Projenin en önemli kazanımı gençler
Hatay’daki çalışmanın bana göre en değerli yönlerinden biri, gençlerin üretim sürecinin doğrudan içinde yer alması.
Türkiye’de mesleki eğitimin uzun yıllardır tartışılan sorunlarından biri, öğrencilerin okulda edindikleri teorik bilgileri gerçek üretim süreçlerinde yeterince uygulayamamaları.
İskenderun’daki atölyede ise öğrenciler kullanılmayan bir malzemenin nasıl yeniden değerlendirileceğini, hangi işlemlerden geçirilerek yeni bir ürüne dönüştürülebileceğini uygulamalı olarak öğreniyor.
Üstelik ürettikleri eşyaların başka okullarda, başka öğrenciler tarafından kullanıldığını biliyorlar.
Seçil Demiralp’in konuşmasındaki şu sözler, projenin eğitim boyutunu da ortaya koyuyor:
“Bu çalışmaların bahsettiğim etkiler haricinde çok önemli bir etki boyutu daha var. O da İskenderun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde kurduğumuz ileri dönüşüm atölyesinin gençlerimize kazandırdığı ilk iş deneyimi ve beceri.
Gençlerimiz burada ilk iş deneyimlerini kazandıkları gibi malzemeye farklı bir gözle bakmayı da öğrendiler. Malzemelerin nasıl bir değere dönüşeceğini deneyimlediler. Ve belki de projenin en ayırt edici özelliklerinden biri bu oldu.
Yani ileri dönüşüm bir saha operasyonundan bir eğitim modeline dönüşmüş oldu. Gençler hem sürdürülebilir üretimi deneyimledi hem de mesleki tecrübe kazandılar ve böylece Türkiye’nin ileri dönüşüm ustaları yetişmeye başladı.”
Aslında burada bir ileri dönüşüm atölyesinden daha fazlası var. Üretimle eğitimi buluşturan ve gençlere mesleki beceri kazandıran bir model ortaya çıkıyor.
Proje kapsamında ilköğretim öğrencilerinin de erken yaşlarda ileri dönüşümle tanışmasını sağlayacak bir atölye kurulmuş olması önemli.
Çünkü sürdürülebilir üretim anlayışının yalnızca meslek liselerinde değil, daha küçük yaşlardan itibaren eğitim sistemine kazandırılması gerekiyor.
Şimdi hedef Türkiye genelinde 1.080 öğretmen
Akbank ve Milli Eğitim Bakanlığı, Hatay’da başlayan çalışmayı ülke geneline yaymak için yeni bir adım attı.
İmzalanan protokol kapsamında ileri dönüşüm tekniklerinin mesleki eğitimin kalıcı bir parçası haline getirilmesi hedefleniyor.
Bu amaçla Türkiye’nin farklı şehirlerinden mobilya alanında uzman 1.080 öğretmen, ekim-aralık döneminde eğitim alacak.
Eğitimler hem Hatay’daki atölyelerde yüz yüze hem de çevrim içi gerçekleştirilecek. Akbank da öğretmenlerin hazırlık süreçlerine bilgisayar ve teknoloji desteği sağlayacak.
Seçil Demiralp, projenin yeni dönemini şu sözlerle anlattı:
“Bugün de sürdürülebilir üretimi ve döngüsel modelleri tüm Türkiye’ye yaymak hedefiyle yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Dönüşümde Gelecek Var’ı Milli Eğitim Bakanlığı ile yürüttüğümüz güçlü iş birliğimiz sayesinde kalıcı ve sistemsel bir boyuta taşıyoruz.
Bir protokol imzaladık. İmzaladığımız protokolle ileri dönüşümü mesleki eğitimin kalıcı bir parçası haline getirmeyi hedefliyoruz. Ve bu protokol kapsamında ilk adımımızı eğitimcinin eğitimi programıyla atıyoruz.
Türkiye genelinde mobilya alanında uzman 1.080 eğitmenimiz ekim-aralık ayları arasında önemli bir eğitim alacaklar. Eğitimlerimiz hem buradaki atölyelerimizde yüz yüze hem de çevrim içi olarak hibrit bir yapıda devam edecek.”
Demiralp, öğretmenlerin üstleneceği rolün önemine de dikkat çekti:
“Kıymetli öğretmenlerimiz, her biriniz çok önemli birer eğitim elçisi ve dönüşüm liderisiniz. Yeni nesil eğitim tekniklerine yönelik bilgilerin yarının üreticileri olan meslek liseli gençlerimize doğrudan aktarılmasında rolünüz çok büyük.”
Bu yaklaşım önemli. Çünkü bir sosyal sorumluluk projesinin gerçek başarısı yalnızca ulaştığı insan sayısıyla değil, oluşturduğu modelin ne kadar sürdürülebilir olduğuyla da ölçülmeli.
Bir defaya mahsus yapılan yardımların etkisi sınırlı kalabilir. Ancak öğretmenlerin yetiştirildiği, öğrencilerin üretim becerileri kazandığı ve bu bilgilerin farklı okullara aktarıldığı bir sistem çok daha uzun vadeli sonuçlar yaratabilir.
Yeşil dönüşüm yeni meslekler de yaratacak
Dünyada üretim teknolojileri hızla değişiyor. İklim politikaları, enerji verimliliği, geri dönüşüm ve kaynak yönetimi artık yalnızca çevre politikalarının değil, sanayi politikalarının da temel başlıkları arasında bulunuyor.
Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikaları ve uluslararası ticarette değişen standartlar, şirketlerin üretim süreçlerini yeniden düzenlemelerini gerektiriyor.
Bu değişim yeni meslekler ve yeni beceriler de ortaya çıkarıyor.
Sürdürülebilir üretim, kaynak verimliliği, atık yönetimi ve ileri dönüşüm alanlarında yetişmiş çalışanlara duyulan ihtiyaç artıyor.
Seçil Demiralp de konuşmasında Türkiye’nin bu dönüşümde ihtiyaç duyacağı insan kaynağına işaret etti:
“Eğitimlerin ardından meslek liselerimizin eğitim modeline entegre edilecek ileri dönüşüm modülü sayesinde Türkiye genelinde ileri dönüşüm ustaları yetişecek.
Gençlerimiz ileri dönüşüm teknikleri ve mesleki becerilerle hem yepyeni bir ekonomik devrin oluşmasına katkı sunacak. Aynı zamanda da dünya standartlarında yeşil yakalı iş gücümüzün temelini oluşturmaya başlayacaklar.”
Türkiye’nin bu yeni ekonomik düzende rekabet gücünü koruyabilmesi için yalnızca fabrikalarını ve teknolojilerini yenilemesi yeterli değil. Aynı zamanda bu teknolojileri kullanacak, kaynakları verimli değerlendirecek ve sürdürülebilir üretim yapabilecek insan kaynağını da yetiştirmesi gerekiyor.
Hatay’da başlayan modelin Türkiye geneline yayılması bu açıdan da anlamlı.
Deprem bölgesinde özel sektörün sorumluluğu
Hatay ziyaretinden çıkarılması gereken bir başka önemli sonuç da özel sektörün toplumsal sorumluluğuyla ilgili.
Deprem bölgesinin yeniden ayağa kaldırılması yalnızca devletin kaynaklarıyla ve kamu yatırımlarıyla sınırlı düşünülemez.
Bankaların, sanayi şirketlerinin, büyük holdinglerin ve diğer özel sektör kuruluşlarının da bu süreçte üstlenebileceği önemli roller bulunuyor.
Üstelik bu katkının mutlaka doğrudan para yardımı şeklinde olması gerekmiyor.
Bir şirket kullanılmayan ekipmanlarını değerlendirebilir, bir banka finansal ve teknolojik imkânlarını eğitim projelerine yönlendirebilir, bir sanayi kuruluşu meslek liseleriyle ortak üretim atölyeleri kurabilir.
Böylece hem ekonomik kaynakların israfı önlenebilir hem de deprem bölgesinde yaşayan insanların üretime ve istihdama katılması desteklenebilir.
Akbank’ın Hatay’daki çalışması, özel sektörün sahip olduğu imkânların kamu kurumlarıyla iş birliği içinde nasıl toplumsal faydaya dönüştürülebileceğine ilişkin somut bir örnek.
Elbette deprem bölgesinin ihtiyaçları çok büyük. Konuttan istihdama, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar çözülmesi gereken pek çok sorun bulunuyor.
Ancak bu büyüklük, gerçekleştirilen çalışmaların değerini azaltmıyor. Tam tersine, daha fazla şirketin benzer projelere katılmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Hatay’ın yeniden ayağa kalkması hepimizin sorumluluğu
Hatay’dan ayrılırken aklımda yalnızca yeniden üretilmiş okul mobilyaları kalmadı.
Bir yanda büyük bir felaketin ardından yaşamını yeniden kurmaya çalışan bir şehir, diğer yanda kullanılmayan malzemelerden yeni ürünler ortaya çıkaran gençler vardı.
Bence projenin en önemli tarafı da burada.
Çünkü deprem bölgesinin yeniden ayağa kalkması yalnızca yeni binaların yükselmesiyle değil, insanların geleceğe güvenle bakabilmesiyle mümkün olacak.
Gençlerin meslek öğrenmesi, üretime katılması, okulların güçlenmesi ve şirketlerin toplumsal sorumluluk üstlenmesi bu sürecin ayrılmaz parçaları.
Akbank ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı çalışma, kullanılmayan 40 TIR dolusu malzemeyi binlerce okul mobilyasına dönüştürmekle kalmadı; mesleki eğitim için Türkiye geneline yayılabilecek yeni bir modelin de temelini attı.
Hatay’da gördüğümüz bu örnek, ekonomik değerin yalnızca yeni kaynaklar kullanılarak değil, elimizdeki kaynakları daha akıllıca değerlendirerek de yaratılabileceğini gösteriyor.
Ve belki de en önemlisi, büyük bir yıkımın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir şehirde, üretimin ve dayanışmanın geleceğe dair umudu nasıl güçlendirebildiğini hatırlatıyor.


