Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar


ata-yatirim


Advertisement

Prof. Burak Arzova anlattı: Dünya Kupası biletlerindeki dinamik fiyatlandırma, FIFA’nın gelirlerini zirveye çıkardı

2026 Dünya Kupası sona erdi ama tarihin en renkli gol krallığı yarışı, reklam kokan hidrasyon molaları, TRT’nin nedense yayınlamadığı devre arası şovları ve her iki finaliste de kök söktüren Yeşil Burun Adaları uzun süre unutulmayacak. Kupanın düzenlendiği tarihlerde yaz dönemi çalışmalarının bir bölümünü gerçekleştirmek üzere ABD’de bulunduğu için maçları bizim gibi uykulu gözlerle izlemek zorunda kalmayan Prof. Burak Arzova’nın kupayla ilgili gözlem ve düşüncelerini öğrenmek için kendisine bazı sorular yönelttim.

2026 Dünya Kupası sona erdi ama tarihin en renkli gol

– Hocam, siz Dünya Kupası’nın düzenlendiği tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri’ndeydiniz. Amerikalıların kupaya ilgisi nasıldı? Maçlar daha çok televizyon kanallarından mı yoksa çevrimiçi platformlardan mı takip edildi?

Evet, dediğiniz gibi o tarihlerde Amerika’daydım. Maçlar çevrimiçi platformlardan izlenebiliyordu ama kablo TV’den ve ücretsiz ulusal ağlardan da takip edilebildi. İngilizce anlatımlı yayınlar FOX’ta, İspanyolca yayınlar ise Telemundo kanalındaydı. Benim bulunduğum Florida’da çok fazla Hispanik nüfus var. Bu yüzden genellikle Meksika, Arjantin ve diğer Güney Amerika takımlarının maçları oldukça heyecanlı bir şekilde izleniyordu. Barlarda, publarda, gittiğiniz her yerde Latin Amerikalıların maçlara ilgisi vardı ama beyaz Amerikalıların pek ilgisini görmedim. Brezilya maçlarından birinin oynandığı saatlerde bir alışveriş merkezindeydim ve Brezilya son dakikalarda attığı bir golle galip geldi. Neredeyse bütün alışveriş merkezi yıkıldı. İnsanlar formalarla gezdikleri için hangi milletten oldukları kolayca anlaşılıyordu. Örneğin İngiliz formalılar vardı, dediğim gibi Güney Amerika formalılar çok fazla vardı, fakat ABD formalı bir kişi bile görmedim.

Bu arada bahsetmek istediğim enteresan bir şey var, onu da söyleyeyim: Dediğim gibi ben Florida’da olduğum için genellikle gördüğüm takım formaları İspanya, Brezilya, Meksika, Arjantin gibi takımların formalarıydı. Bu takımlar elenmeye başladıkça forma fiyatları da düşmeye başladı. Final tarihinde İspanya’nın forması ne oldu, Arjantin’inki ne oldu, tam bilemiyorum ama genel olarak diğer takımlarda gördüğüm böyle bir durum var.

Prof. Burak Arzova anlattı: Dünya Kupası biletlerindeki dinamik fiyatlandırma, FIFA'nın gelirlerini zirveye çıkardı

Foto kaynak: fifa.com

– Dünya Kupası’nın hangi şehirlerde yapılacağını belirlerken demografik yapıya da bakmış olmalılar. Kupa vesilesiyle futbolun çok konuşulmuş ve izlenmiş olması Amerika futbol ligi MLS’e olan ilgiyi de arttırabilir mi?

Dünya Kupası maçlarının yapılacağı şehirlerin stat büyüklüklerine ve yerel halkın futbola olan ilgisine göre seçildiğini biliyorum. Mesela burada Florida’da maçlar Miami’de oynandı. Yine buraya yakın olan Dallas, Houston gibi büyük şehirler de Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptı. Tabii finalin New York’ta oynanması da bir rastlantı değil; çünkü orada çok fazla Avrupa kökenli nüfus var. Muhtemelen finalde en az bir Avrupa takımının olacağı öngörülmüş olabilir. Yine Güney Amerika takımlarından birinin üçüncülük oynayacağı düşünülmüş olmalı ki o maç için de Miami tercih edilmiş.

Dünya Kupası’nın ABD’de yapılması MLS’e ilgiyi arttırır mı derseniz, bence çok fazla arttırmaz. Çünkü zaten burada MLS’i takip edenler yine Avrupa ve Latin Amerika kültürüne sahip olan insanlar. Maçlar genellikle dolu oluyor ama tezahürat ya da takım destekleme anlamında bir birliktelik ve coşku yok. Ben mesela geçtiğimiz yıl Dünya Kulüpler Kupası’nda Juventus ile Manchester City arasında oynanan maça gitmiştim. Orada da stat tamamen doluydu fakat çok büyük takımların maçı olmasına rağmen heyecan yoktu. Haaland’ı, Kenan Yıldız’ı yakından görebilme imkȃnına sahip oldum. Bir de çok gollü bir maçtı, dolayısıyla keyifli bir maçtı, ama genel olarak baktığımızda seyirci kalitesinin Avrupa seyirci kalitesinde olmadığını söyleyebilirim. Tıpkı NBA maçı seyreder gibi bir havada seyrediliyor burada maçlar. O nedenle gittiğiniz maçtan keyif de alamıyorsunuz.

Avrupa’nın birçok şehrinde maç seyrettim; hepsinde heyecan dorukta oluyor. Belçika, Hollanda gibi nispeten küçük yerlerde dahi çok fazla heyecanlı maçlar oluyor ve seyirci maçı anında yaşıyor. İngiltere’de de maç seyrettim. Oradaki atmosferi zaten söylemeye gerek yok. Ama buradaki maçlarda o hava olmuyor. Genellikle biraz daha maça odaklanan ve maçın bitimiyle beraber çok da fazla katkı yapmadan evine giden insanlar grubu var. MLS ile aynı tarihlerde oynanan normal sezon beyzbol ve sezon öncesi NBA maçlarına dahi futboldan çok daha fazla ilgi duyuluyor. Bu nedenle MLS’in çok fazla gelişebilecek bir potansiyeli olduğunu düşünmüyorum.

Prof. Burak Arzova anlattı: Dünya Kupası biletlerindeki dinamik fiyatlandırma, FIFA'nın gelirlerini zirveye çıkardı

Foto kaynak: fifa.com

– Dünya Kupası’nda dikkat çekici bir durum tüm maçların tamamen dolu tribünler önünde oynanmasıydı. FIFA bunu nasıl bir fiyatlandırma politikası ile başardı?

FIFA’nın bilet fiyatlandırma sistemi genellikle şöyle işliyor: Bir maçın biletleri çok önceden satın alınabiliyor ve parayı ödediğiniz zaman sigorta yaptırma şansınız da var. Yani maç günü yaklaştığında eğer maça gidemeyecekseniz ya biletin parasını alabiliyorsunuz ya da size istediğiniz fiyattan ‘resale’, yani tekrar satış imkȃnı veriliyor. FIFA bu şekilde tekrar satılan biletlerde hem alıcıdan hem satıcıdan yüzde 15 komisyon aldığı için Dünya Kupası’nda çok büyük bir bilet geliri elde etti.

Bilet satış sitesinde ilk gördüğümüz fiyatlar bazen en yüksek fiyatlar olabiliyor. Maç günü yaklaştıkça eğer o maça yoğun ilgi yoksa, dinamik fiyatlandırma ile fiyatlar aşağı iniyor. Dünya Kupası’nda fazla ilgi olmayan maçların biletlerinin maçlara kısa bir zaman kala blok olarak ülke federasyonlarına düşük fiyattan verilmesi de söz konusuydu, böylece bütün maçların dolu olması sağlandı. Aslında Dünya Kupası maçlarının bilet fiyatları özellikle grup eleme aşamasından sonra oldukça yüksekti, ama talep çok olduğu için fiyatlar yüksek kaldı. Çünkü Güney Amerika kıtası çoğunlukla buraya yığıldı. Çok da hızlı hareket ettiler. Avrupalılar da seyahat imkȃnları olduğu için Amerika’ya yoğun seyahat ettiler. Vize kısıtlamasına tabi olmadan çok kişi geldi. Dolayısıyla maçlar çok ciddi sayıda seyircilere oynandı.

Aktif bilet fiyatlandırması ABD’de basketbol maçlarında da kullanılıyor. Mesela Miami Heat’in ya da Orlando Magic’in maçları, son yıllarda çok başarılı olmasalar bile genellikle dolu oluyor. Miami Heat’e bir Knicks ya da Lakers geldiği zaman fiyatlandırma ona göre daha yüksek olabiliyor. Bizdeki gibi kombine sistemi de var; yoğun bir şekilde kombine bilet satabiliyorlar. Bu arada kombine biletlerde belirli maçlarda koltuğunuzu satma imkânı da olabiliyor.

Prof. Burak Arzova anlattı: Dünya Kupası biletlerindeki dinamik fiyatlandırma, FIFA'nın gelirlerini zirveye çıkardı

Foto kaynak: fifa.com

– Bu Dünya Kupası ile birlikte futbolun ticarileşmesinde yeni bir aşamaya geçildiğini söyleyebilir miyiz? Su molası görünümlü reklam araları, devre arası şovları, reytingi yüksek olan takımların kollanması gibi şeylerden bahsediyorum. Bu durumu bir futbolsever ve ekonomist olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence yeni bir aşamaya geçmedik. Dünya Kupası’ndaki uygulamalar tamamen buranın kültürüne ait olan bir şeydi. ABD’de birinci spor basketbol olduğu için insanlar bu spora ait tematik unsurlar görmek isteyebilirler diye düşünmüşler. Reklam verenler de bunu tercih ettiği için böyle yapıldı. Basketbolda da biliyorsunuz çeyrek sonlarında reklam arası var. Su molasının yaratılmış olmasının temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum.

​Diğer taraftan baktığımızda, devre arası şovu Amerikan futbolunun final maçı olan Super Bowl’da vazgeçilemez bir unsurdur ve o devre arası reklamları inanılmaz büyük paralara satılır. Türk Hava Yolları da her sene buralarda yer alıyor ve bunların geri dönüşleri de çok güçlü oluyor. Dolayısıyla o devre arası şovunun en önemli kıstaslarından bir tanesinin reklamlar için bir olanak yaratmak olduğunu düşünüyorum. Yani burada da temel amaç Amerikalıların alışık olduğu sistemi kurmak. Ama Avrupa’da böyle olmaz; bu Avrupa futbol kültüründe olmayan bir şey. Ben bundan sonraki organizasyonlarda yine eski sisteme geri dönüleceğini düşünüyorum.

​Su molaları haricinde mesela İngiltere’de özellikle Müslüman oyunculara yönelik olarak Ramazan ayında oruç açma arası da var biliyorsunuz. O biraz onların kültürlerine saygı duymasıyla alakalı bir uygulama. Özellikle yaz aylarına denk düşen lig başlangıçlarında, havanın çok sıcak olduğu durumlarda belki su molası verilebilir ama kış aylarında böyle bir şeyin yapılacağını hiç sanmıyorum açıkçası.

– Bizim Milli takımın Dünya Kupası’ndaki başarısızlığını şanssızlığa mı, kötü yönetime mi, yoksa düşündüğümüz kadar güçlü bir takıma sahip olmamamıza mı bağlamak gerekir?

Prof. Burak Arzova anlattı: Dünya Kupası biletlerindeki dinamik fiyatlandırma, FIFA'nın gelirlerini zirveye çıkardı

Foto kaynak: fifa.com

Bizim Milli takımın başarısızlığı tamamen yönetsel başarısızlıktan kaynaklanıyor. Bir kere kupaya doğru bir planlamayla katılamadılar. ABD’nin çok büyük bir coğrafya olduğunu hesap edemediler. Dolayısıyla yolculuk mesafeleri çok uzun oldu ve maçlar arası gidiş gelişler çok uzun zaman aldı. Burada ülkenin doğusundan batısına uçmak neredeyse 5,5–6 saat sürüyor. O nedenle bu süreci doğru planlamak gerekiyordu ama bunu yapamadılar.

İkincisi, bulunduğunuz grubun kolay olduğu düşünüldüğü için bence ilk maçlar biraz hafife alındı ve kolaylıkla bu turu geçeceğimiz tahmin edildi. Kupa öncesinde de sert rakiplerle karşılaşmadık. Mesela en son Fenerbahçe Stadı’nda beraber gittiğimiz Kuzey Makedonya hazırlık maçı skor ve oyun olarak iyi bir maçtı ve beni de açıkçası çok umutlandırmıştı, ama Paraguay ve Avustralya maçlarını gördüğümüzde aslında rakibin doğru seçilmediğini gördük. Çünkü Kuzey Makedonya ne Paraguay ne de Avustralya gibi kapanan ve sert oynayan bir takımdı. Yeterli sayıda hazırlık maçının yapıldığını da düşünmüyorum.

Bir de temel olarak baktığımızda zaten grup aşamasından çıktıktan sonra da maçlar çok zor olacağı için futbolcular biraz da kafa olarak inançsız gibiydiler. Bu biraz ligimizin kalitesiyle de alâkalı. Türkiye ligi tek takımlı bir lige dönmüş durumda. Futbolcular birçok tartışılan unsurun mevcut olduğu ve rekabet ortamının olmadığı tek takımlı bir ligden Milli takıma tam hazır olarak gelemiyorlar. Diğer liglerden gelenler de özellikle çok başarılı olmuş takımlardan gelmediler. Mesela Arda’lı Real Madrid şampiyon olamadı, Şampiyonlar Ligi’ni de kazanamadı. Benzer şeyler diğer takımlardaki oyuncularımız için de geçerli. Oyuncu seçimlerinin de doğru olmadığını, kadro adaleti olmadığını düşünüyorum.

Neresinden bakarsak bakalım, kötü bir yönetim, daha çok siyasetin hakim olduğu bir futbol yapısı. Siyaset işin içine girince maalesef başarılı olunamıyor. İngiltere bunu yıllar önce gördü ve bambaşka bir yapı kurdu futbolu için. Tamamen özel sektör anlayışıyla idare edilen, özerk bir yapıya geçti. Ondan sonra da başarılar kendiliğinden geldi. Dünyanın en değerli ligini kurma hedefleri vardı, bunu da başardılar. Bizde ise böyle bir şey olmadığı için yayın gelirleri de sürekli düşüyor. Takımlar arasında rekabet yok ve seyirciler zaten maça da gitmiyorlar. Özellikle Anadolu takımlarının maçlarına baktığımızda boş tribünler önünde oynanan maçlar olduğunu görüyoruz ki İngiltere Ligi’nde 3. Lig takımlarının maçları bile bütün bir yıl dolu stadyumlarda oynanıyor. Bizde spora karşı bir ilgi de yok; sadece başarı odaklı bir taraftarlık anlayışımız var. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde bence alınan sonuç oldukça normal.

– Son dönemde üç büyüklerin transfer harcamaları çok arttı ama bunun futbol kalitesine ve Avrupa kupalarında başarıya yansıdığını söyleyemiyoruz. Kulüplerimizin gelir-gider dengesinin zamanla iyileşeceği konusunda iyimser misiniz?

Üç büyüklerin ve Trabzonspor’un harcamaları gerçekten çok yüksek. Sezon başında herkesin beklentisi şampiyonluk; ama sadece bir takım şampiyon olabiliyor. Türkiye’de maalesef belirli bir yapının içerisinden çıkılamıyor. Burada son dönemde çok konuşulan “yapı”dan değil de, sadece oyuncu transferine dayanan bir yapıdan bahsediyorum. Aşağıdan oyuncu çıkaramıyoruz. A takımları alt yaş grubu takımlarıyla aynı prensiple oynatamıyoruz. Mesela Barcelona’ya baktığımızda, 11-12 yaş grubunda hangi futbolu oynuyorlarsa A takıma çıktıklarında da aynı futbolu oynuyorlar. Geçtiğimiz haftalarda yapılan bir röportajda genç basketbolcu Ömer Kutluay’ın Real Madrid’deki hayatına baktığımızda, küçük yaş takımının bile ne kadar profesyonelce idare edildiğini görüyoruz. Biz başarıyı hemen kısa dönemli transferlerle elde etmeye çalışıyoruz. Uzun döneme sabrımız yok. Gelen teknik direktörler kısa sürede mucizevi başarılar getirecekler diye bekliyoruz ama ligden tek bir şampiyon çıkıyor. Dolayısıyla o antrenör başarısız olmuş sayılıyor ve ertesi sene devam edemiyor.

Genel olarak baktığımızda, seyirci sabrı yok, yönetici sabrı yok. Harcanan paraların karşılığında elde edilen başarı hiç yok. Avrupa kupalarında hiçbir yerde yokuz. Dolayısıyla burada temel olarak bu yapıyı değiştirmek gerekiyor. Futbolu siyasetten tamamen arındırmak ve kendi doğası içinde hareket ettirmek lazım. Kuralları da herkese eşit ve standart uygulamak gerekiyor. Bizim oyuncularımız yurt dışına gittiklerinde şaşırıyorlar; çünkü oradaki futbol maçlarında uygulanan kurallar bizim ligimizde uygulanmıyor. Hakemler maalesef çifte standart uyguluyorlar; herkese farklı tarife uyguluyorlar. Hatta aynı hakem iki farklı maçta iki farklı karar verebiliyor. Başları derde girmesin diye güçlü olanın yanında yer almayı tercih ediyorlar; çünkü işin bir ucunda siyaset olduğunu biliyorlar. O nedenle buradan bir başarı çıkması mümkün değil.

Siyasetin olmadığı alanlarda; kısmen basketbolda ve özellikle voleybolda takım düzeyinde, kadınlarda ve erkeklerde başarılar geliyor. Çünkü orada büyük paralar yok; para olmadığı için siyaset yok. Siyaset ilgilenmediği zaman liyakat ön planda oluyor ve başarı kendiliğinden geliyor. Biz genelde futbolda böyle bir liyakat göremiyoruz. Oyuncular açısından tek motivasyon unsuru para olmuş durumda. Bunu en son Dünya Kupası’nda vaat edilen primlerle beraber gördük. Dediğim gibi, mevcut yapının başından sonuna değiştirilmesi gerekiyor. Bu bugünün işi değil, uzun zamanlı bir iş. Bir karar vermemiz lazım. Eğer başarılı olacaksak futbola teknik kriterler getirmemiz, farklı uygulamalar hayata geçirmemiz gerekiyor. Hakem camiasını da tamamen yenileyip yeni bir hakem camiası kurmak, hatta belki 3-4 sene tamamen yabancı hakemlerle oynamak gerekiyor. Adaletin sağlanabilmesi için VAR merkezinin belki yabancı bir federasyona devredilmesi gerekiyor. ​Aslında ne yapılması gerektiğini başka bir röportajda daha detaylıca konuşabiliriz.

– Burak Hocam, çok teşekkürler.