Bundan 10 yıl öncesine kadar sıklıkla duyduğumuz bir kavramdı ‘bürokratik oligarşi’. Başta ordu ve yargı olmak üzere, kamu kurumlarında görev yapan bürokratların siyasi baskılardan etkilenmeksizin ve kimi önemli icraatları engelleyecek şekilde hareket etmesi, siyasetçilerin serzenişlerine yol açmaktaydı. 16 Nisan 2017’deki halkoylamasında vatandaşlardan anayasa değişikliklerine destek istenirken mevcut yönetim sisteminin hükümetin hareket alanını kısıtlayan bir pranga olduğu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte bu pranganın söküp atılacağı, bürokratik oligarşinin sonlanacağı ve ülkenin her anlamda ileri gideceği vadediliyordu.
Anayasa değişikliği referandum ile kabul edildikten, yani muhaliflerin ‘tek adam yönetimi’ olarak adlandırdığı sisteme geçirdikten sonra bürokratik oligarşi terimini çok fazla duymaz olduk. Ta ki Merkez Bankası’nın bir üst düzey yöneticisinden dikkat çekici bir açıklama gelene kadar. Merkez Bankası’ndaki Başkan Yardımcılığı görevi önümüzdeki haftalarda tamamlanacak olan Osman Cevdet Akçay’ın Tarih Vakfı ve Robert Kolej Mezunları Derneği iş birliğiyle düzenlenen Bizim Tepe Tarih Sohbetleri etkinliğinde yaptığı bir değerlendirme, bu kavramı bir kez daha ülke gündemine soktu.
Cevdet Akçay’ın söz konusu etkinlikte “Chatham House” kuralları geçerli olduğu için aslında medyaya yansımaması gereken özel sohbet bölümünde söylediği “Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım” mealindeki sözü, iktidar cephesinde tepkiyle karşılandı. Eski bir AKP milletvekili, Akçay’ın bu çıkışını “siyasi iradeye karşı bir tutum” olarak nitelediği bir sosyal medya paylaşımında “Yeni hükümet sisteminin alt yapısı iyi kurgulanamadığı için maalesef bürokratik oligarşi hortladı, en parlak dönemini yaşıyor. Siyaset kurumu ise kötürüm vaziyette, politikalara etkisi neredeyse sıfırlandı. O nedenle, bir bürokrat kalkıp küstahça, siyasi otoriteye meydan okurcasına ‘seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor, maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım’ diyebiliyor” yorumunu yaptı. İşin ilginci, bu paylaşıma bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı’ndan da retweet desteği geldi.
Görev süresi tamamlamak üzere olan ve bir sonraki seçim döneminde zaten iş başında olmayacak bir banka yöneticisinin “bağımsız bir Merkez Bankası’nın yöneticisi olarak ben seçimlere bakmam; makroekonomik hedeflerime ulaşmak için doğru olan neyse onu yaparım” anlamına gelen sözlerinin bürokratik oligarşinin hortlaması olarak nitelendirilmesi bana biraz abartılı bir yorum gibi geldi. Belki de Akçay’ın medyaya yansıyan sözleri fırsat bilinerek başka kurumlardaki aksaklıklara dikkat çekmek ve mevcut sistemde fazlasıyla işlevsiz hale gelmiş olan yasama organının mensuplarının memnuniyetsizliği dile getirilmek istendi. Zira, yakın geçmişte Merkez Bankası’nın siyasetin güdümünde olduğu zamanlarda uygulanan, seçime endeksli para politikalarının yol açtığı sorunların unutulmuş olması pek mümkün değil. Mevcut TCMB yönetimini içinde bulunulan olumsuz ekonomik durumdan sorumlu tutmak da hakkaniyetli değil.
Yukarıda özetlediğim bürokratik oligarşi gündeminin gerçeklik ve ciddiyet düzeyinden bağımsız olarak, eğer önümüzdeki dönemde yeni (ve “sivil”) bir anayasanın halkoyuna sunulması söz konusu olursa, yeni Anayasa sayesinde söz dinlemeyen, siyasi otoriteye küstahça meydan okuyan Merkez Bankası yöneticilerinin ve benzer pozisyonlardaki bürokratların görevden alınabileceği ve böylece Türkiye ekonomisinin daha hızlı bir şekilde uçuşa geçeceği vadedilirse çok da şaşırmayız gibime geliyor.
Not: Cevdet Akçay’ın Tarih Vakfı etkinliğinde yaptığı açıklamaların kapsamlı özetlerini Güzem Yılmaz Ertem’in Gazete Oksijen’de çıkan yazısında ve Dünya Gazetesi Genel Haber Koordinatörü Recep Erçin’in haberinde bulabilirsiniz.
