İran savaşıyla birlikte Hürmüz Boğazı’nda yaşanan güvenlik riski, küresel enerji piyasalarında dengeleri değiştirdi. Petrol ve rafine ürün fiyatlarındaki sert yükseliş, dünyanın en büyük enerji şirketlerine milyarlarca dolarlık ek kâr sağlarken, enerji ithalatçısı ülkeler için maliyet baskısını artırdı. Bosphorus News’te yer alan habere göre, ikinci çeyrek bilançoları kriz dönemlerinde enerji sektörünün nasıl kazanç sağladığını ortaya koyarken, Türkiye gibi dışa bağımlı ekonomiler ise artan ithalat faturası, cari açık ve enflasyon baskısıyla karşı karşıya kaldı.
Petrol devlerinin kârı 80 milyar doları aştı
Suudi Aramco, ExxonMobil, Chevron, Shell, BP ve TotalEnergies’in açıkladığı ikinci çeyrek sonuçları, yüksek petrol fiyatlarının şirket bilançolarına doğrudan yansıdığını gösteriyor. Altı şirketin toplam kârı 80 milyar doların üzerine çıkarken, özellikle Aramco’nun yüzde 33 artışla 33,4 milyar dolarlık düzeltilmiş net kâra ulaşması dikkat çekti. ExxonMobil ve Chevron’un da üretim ile rafineri faaliyetlerinden destek alarak çift haneli milyar dolarlık kâr açıklaması, jeopolitik risklerin enerji şirketleri açısından önemli bir gelir fırsatına dönüştüğünü ortaya koydu.
Kriz, enerji şirketlerine operasyonel avantaj sağladı
Şirketlerin bu dönemde yalnızca yükselen petrol fiyatlarından değil, aynı zamanda artan rafineri marjları ve ticaret gelirlerinden de faydalanması dikkat çekiyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’na alternatif boru hattı altyapısına sahip olan Aramco’nun tedarik zincirindeki esnekliği koruması, şirketin kriz döneminde operasyonel avantaj elde etmesini sağladı. ABD merkezli ExxonMobil ve Chevron ise coğrafi olarak çeşitlendirilmiş üretim yapıları sayesinde Körfez’deki doğrudan risklere maruz kalmadan yüksek fiyat ortamının avantajını kullandı.
Türkiye için 14 milyar doları aşan ek enerji maliyeti
Buna karşın enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı olan Türkiye için aynı gelişmeler tam tersi bir tablo oluşturuyor. Ham petrolünün yaklaşık yüzde 83’ünü, doğal gazının ise yüzde 95’ini ithal eden Türkiye’de petrol fiyatlarındaki her yükseliş enerji ithalat faturasını büyütüyor. Ember’in hesaplamalarına göre yalnızca Hürmüz kaynaklı fiyat şokunun Türkiye’ye 2026 yılında 14 milyar doların üzerinde ek maliyet oluşturması bekleniyor. Bu yükün yaklaşık 8 milyar doları petrolden, kalan kısmı ise ağırlıklı olarak doğal gazdan kaynaklanıyor.
Yüksek enerji maliyetleri enflasyonu besliyor
Bu maliyet yalnızca enerji sektörünü etkilemekle kalmıyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artış ulaştırma giderlerini yükseltirken, lojistik maliyetleri üzerinden gıda, sanayi ve diğer sektörlere yayılıyor. Böylece enerji fiyatlarındaki yükseliş enflasyon üzerinde ikinci tur etkiler oluşturarak tüketici fiyatlarına kadar uzanan zincirleme bir baskı yaratıyor. Aynı zamanda enerji ithalatının artması cari açığın büyümesine ve döviz ihtiyacının yükselmesine neden oluyor.
Trump’tan petrol şirketlerine eleştiri
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın petrol şirketlerini “çok fazla para kazanmakla” eleştirmesi, enerji fiyatları ile siyasi baskılar arasındaki gerilimi de yeniden gündeme taşıdı. Ancak sektör temsilcileri, fiyat artışlarının şirket politikalarından değil, küresel arz riskleri ve jeopolitik gelişmelerden kaynaklandığını savunuyor. Bu tablo, jeopolitik krizlerin enerji üreticileri için yüksek kârlılık yaratırken, ithalata bağımlı ülkeler açısından ekonomik kırılganlığı artırmaya devam ettiğini gösteriyor.
Haberin tamamını okumak için:
tclira.com


