Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sponsorlu Bağlantılar


sigorta-haftasi

ata-yatirim


Advertisement

Fon skandalı: Aşırı özgüvenle başlayıp hüsranla biten hikayeler serisinin son halkası

Hafızayı zorlamak ya da araştırma yapmaktansa işin kolayına kaçıp yapay zekaya sorma alışkanlığını edinenlerden biri de benim. Ülke gündemini takip ederken kafamda oluşan bir soruya da aynı şekilde yanıt bulmaya çalıştım. “Aşırı özgüven neye yol açar?” sorusunu yönelttiğim yapay zekadan “aşırı özgüven kişinin kendi yeteneklerini ve bilgisini gereğinden fazla büyütmesi sonucunda yanlış kararlar almasına ve büyük başarısızlıklara yol açar” cevabını aldım. Ekonomi yönetimi bağlamında neden yapay zekayla aynı fikirde olduğumu eski usulle, yani doğal zekayla açıklamaya çalışacağım.

Hafızayı zorlamak ya da araştırma yapmaktansa işin kolayına kaçıp yapay

Sevgili dostum ve akıl hocam Doç. Dr. Yapay Zeka’ya göre aşırı özgüvenin genelde başarısızlığa yol açması öncelikle kişinin eleştirilere kapanması ve riskli kararlar almasıyla ilgili. Özgüvenli kişi her şeyi bildiğini sandığı için uyarıları ve riskleri görmezden gelir. Karar alma süreçlerinde “ben yanılmam” düşüncesi hakim olurken, tehlikeli hamleler yapar ve büyük maddi veya manevi kayıplar yaşayabilir. Hatalardan ders çıkarmamak, çevresindeki kişileri küçümsemek, kibirli davranmak ve tüm bunlara bağlı olarak zor durumlara hazırlıksız yakalanmak da aşırı özgüvenli kişilerin alametifarikaları arasında.

Yapay zekanın bu detaylı açıklaması üzerine düşünürken, özgüven patlamalarının yol açtığı karmaşık problemlere – özellikle ekonomi alanında – hiç yabancı olmadığımızı fark ettim. Örneğin 2019 yılında faizleri indirme konusunda söz dinlemeyen Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınmasıyla başlayan süreçte özgüven kavramı önemli bir rol oynamıştı. TCMB’ye yeni bir başkanın gelmesiyle birlikte politika faizi hızla indirilirken döviz kurlarında hareketlenme olmaması dikkat çekiciydi. Aylar sonra anlaşıldı ki bu beklenmedik başarının ardında Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin arka kapıdan swap’lar yoluyla piyasaya verilmesi vardı.

Piyasa uzmanları ve muhalif siyasetçiler devam etmekte olan operasyonu ve büyümekte olan riskleri gündeme getirdiğinde bir kabullenme ya da önlem alma söz konusu olmamıştı. 2020’nin kasım ayında deniz bitene ve Merkez Bankası’na yeni bir başkan gelene kadar oyun devam etmişti. Eğer bu tehlikeli yola hiç sapılmamış ya da uyarılar zamanında dinlenmiş olsaydı, günün sonunda piyasaları sakinleştirmek için büyük faiz artışları yapılmamış ve daha büyük montanlı bir rezerv erimesi yaşanmamış olacaktı.

2021 yılında ‘asrın ekonomi deneyi’ başladığında da benzer bir durum yaşandı. “Faizleri bu kadar hızla indirmeyin”, “ekonomimiz bunu kaldıramaz”, “böyle Çin olamayız” diyen uzmanlar hem dikkate alınmamış hem de “mandacı iktisatçı” olarak nitelendirilmişti. Sonrasında, ultra-düşük faiz politikası Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sürdürüldü ve ortaya halen ödenmekte olan büyük bir bedel çıktı.

Aşırı özgüvenin yol açtığı son problem ise müthiş bir fon ve hisse manipülasyonu ile yaratılan devasa finansal balonun patlaması oldu. Oysa ki geçen yıldan itibaren bu filmin kötü biteceği, kurulan saadet zincirinin sürdürülemez olduğu ve sonuçta büyük mağduriyetlerin yaşanacağı söylenmişti; ama dinlenmedi. İşin en ilginci uyarı yapanlar arasında Hazine ve Maliye Bakanı’nın da yer almasıydı! Uyarılar dikkate alınmadığı, ilgili kurumlar görevini yerine getirmediği için en uç noktalara kadar gidildi ve nihayet son çeyrek yüzyılın en büyük skandalı patladı.

Bugün sadece belli yatırım fonlarına ve hisselere yatırım yapanların değil, hemen hemen tüm tasarruf sahiplerinin bir şekilde zarar gördüğü ağır bir tablo ile karşı karşıyayız ve işin içinden nasıl ve hangi sürede çıkılacağı belli değil. Şu an belirsiz olan bir başka şey de pervasızca yapılan finansal cambazlıkların muhtemel siyasi maliyetinin ne olacağı.

Liyakat ve ehliyetle yönetilmesi gereken kritik kurumlarda ağırlıklı olarak belli bir çevreye mensup kişilerin görev yaptığı, ülkenin yeterli insan kaynağı olmasına rağmen aynı kişilerin birden fazla makamı işgal ettiği, regülasyon ve denetlemelerin kanunsuzlukları engellemede yetersiz kaldığı, kısacası “mutlak gücün mutlaka yozlaştırdığı” bir düzende ortaya bundan farklı bir sonuç çıkması zaten şaşırtıcı olurdu. Şimdi bir kez daha aşırı özgüvenin sonuçlarıyla yüzleşme vakti.