ABD Merkez Bankası’nın (Fed) eylül ayında alacağı faiz kararı öncesinde para politikasının yönüne ilişkin belirsizlik yeniden arttı. Boston Fed Başkanı Susan Collins’in, enflasyonun yüksek kalması halinde eylül ayında faiz artışını destekleyebileceğine yönelik mesajı, piyasaların dikkatini yeniden fiyat istikrarına çevirdi.
Collins’in açıklaması, ABD’de temmuz ayı tüketici enflasyonu verisinin açıklanacağı kritik günün hemen öncesine denk geldi. Türkiye saatiyle 15.30’da açıklanacak TÜFE verisi, yalnızca piyasaların kısa vadeli beklentilerini değil, Fed içindeki faiz tartışmasının seyrini de etkileyebilecek.
Collins’in mesajı neden önemli?
Fed son dönemde iki temel risk arasında sıkışmış durumda: Yüksek seyreden enflasyon ve ekonomik aktivitedeki zayıflama.
Collins’in açıklaması, Fed’in enflasyon konusunda henüz rahat bir noktaya gelmediğini gösteriyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki yükselişin tüketici fiyatlarına yansıması, enflasyonun beklenenden daha uzun süre yüksek kalması riskini artırıyor.
Buradaki kritik ayrım ise enerji fiyatlarının tek başına yükselmesiyle, bu artışın ekonominin geneline yayılması arasında. Petrol ve enerji fiyatlarındaki geçici yükseliş Fed açısından tek başına kalıcı bir faiz artışı gerekçesi olmayabilir. Ancak enerji maliyetlerinin ulaşımdan üretime, lojistikten gıdaya kadar geniş bir alanda fiyatları yukarı çekmesi, merkez bankasının daha sert bir tutum almasına neden olabilir.
Piyasaların kaderini çekirdek enflasyon belirleyebilir
Bugünkü veride manşet enflasyon kadar çekirdek enflasyon da yakından izlenecek. Çünkü Fed açısından enerji ve gıda fiyatlarından arındırılmış çekirdek gösterge, fiyat baskılarının ekonominin geneline ne ölçüde yayıldığı konusunda daha önemli bir sinyal veriyor.
Beklentilerin altında gelecek bir enflasyon verisi, eylül ayında faiz artışı ihtimalini zayıflatabilir. Buna karşılık özellikle çekirdek enflasyonun beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi, Collins’in açıklamalarını daha anlamlı hale getirebilir.
Bu durumda piyasalar, Fed’in faiz indiriminden ziyade faiz artışını tartışmaya başladığı daha sert bir fiyatlama sürecine girebilir.
Fed içinde görüş ayrılığı büyüyor
Temmuz toplantısı, Fed içerisindeki görüş ayrılığını da ortaya koymuştu. Politika faizinin yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutulduğu toplantıda üç Fed yetkilisinin 25 baz puanlık faiz artışından yana oy kullanması, enflasyon konusunda daha sert politika isteyen kanadın güçlü olduğunu gösterdi.
Collins’in bu yıl faiz kararlarında oy hakkı bulunmuyor. Ancak Federal Açık Piyasa Komitesi toplantılarına katılması ve görüşlerini ortaya koyması nedeniyle açıklamaları, Fed içerisindeki tartışmanın yönü açısından önem taşıyor.
Dolayısıyla Collins’in mesajını yalnızca kişisel bir değerlendirme olarak görmek yerine, Fed içerisinde enflasyon riskine ilişkin devam eden tartışmanın bir yansıması olarak okumak gerekiyor.
İstihdam verileri Fed’in elini rahatlatmıştı
Fed açısından tabloyu karmaşıklaştıran bir diğer unsur ise iş gücü piyasası. Temmuz ayında ABD ekonomisinde istihdam kaybı yaşanması, ekonomik aktivitenin faiz baskısını daha fazla taşıyamayabileceği endişesini güçlendirdi.
Bu durum normal şartlarda Fed’in faiz artırmak konusunda daha temkinli davranmasını gerektiriyor. Ancak merkez bankasının önünde farklı bir risk bulunuyor: Ekonomik büyüme zayıflarken enflasyonun yüksek kalması.
Bu senaryo, para politikasında en zor durumlardan biri olan stagflasyon riskini gündeme getiriyor. Fed bir taraftan ekonomik aktiviteyi desteklemek isterken diğer taraftan yüksek enflasyonun kalıcı hale gelmesini önlemek zorunda kalabilir.
Eylül kararı için tek veri yeterli olmayacak
Bu nedenle bugünkü TÜFE verisi kritik olsa da eylül kararının tek belirleyicisi olmayacak. Önümüzdeki haftalarda açıklanacak istihdam, ücret artışları, kişisel tüketim harcamaları ve diğer fiyat göstergeleri Fed’in kararında etkili olacak.
Asıl kritik nokta ise verilerin aynı yönde sinyal verip vermeyeceği. Enflasyonun düşmeye devam ettiği, ancak istihdam piyasasının zayıfladığı bir tablo Fed’i faiz artışından uzaklaştırabilir. Buna karşılık enflasyonun yeniden hızlandığı ve özellikle çekirdek fiyat baskılarının güçlendiği bir görünüm, ekonomik aktivitedeki zayıflığa rağmen faiz artışını masada tutabilir.
Piyasalar için yeni denklem
Collins’in açıklamasıyla birlikte eylül toplantısına ilişkin denklem yeniden değişmiş durumda. Piyasaların artık yalnızca “Fed faiz indirecek mi?” sorusuna odaklanması yeterli değil. “Enflasyon, Fed’i yeniden faiz artırmaya zorlayacak kadar güçlü mü?” sorusu da masaya girmiş durumda.
Bu nedenle saat 15.30’da açıklanacak ABD TÜFE verisi, yalnızca temmuz ayındaki fiyat hareketlerini göstermeyecek. Aynı zamanda Fed’in eylül ayında hangi yöne hareket edebileceğine ilişkin ilk güçlü sinyallerden birini verecek.


