Prof. Dr. Öner Günçavdı: İnşaat sektörü 2025’ten umutlu, ancak sanayinin dönüşümü belirsizlik taşıyor

Prof. Dr. Öner Günçavdı, TÜSİAD ve hükümet arasındaki gerilim, ekonominin farklı sektörlerinde yaşanan gelişmelerle iç içe geçerken, inşaat sektörü 2025 için umutlu beklentiler taşıdığını ancak sanayinin yapısal dönüşümü ve ekonominin uzun vadeli geleceği üzerine soru işaretlerinin devam ettiğini belirtti.

Prof. Dr. Öner Günçavdı, bugün Dünya Gazetesi’ndeki köşesinde ‘İnşaat sektörü 2025’e umutlu bakıyor’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Günçavdı, “TÜSİAD’ın ülkedeki ekono­mi ve hukuk konusunda ge­lişmeler karşı geçtiğimiz hafta yapmış olduğu açıklamalar TÜ­SİAD ve iktidar arasında sıkın­tı yaratmış durumda. Öte yandan  iş dünyasının bir başka bölümü, neredeyse TÜSİ­AD’ın ekonomideki gelişmeler konusundaki eleştirileri hak­lı çıkarırcasına yaşanan ekono­mik gelişmelerden memnun. Geleceğe umutla bakıyor” diye belirtti.

“Ülkemizde yaşananlara yö­nelik bu değerlendirmelerdeki farklılık, bir bakıma ekonomide son yirmi yıldır yaşanan yapı­sal dönüşümün ve ekonominin giderek daha fazla inşat-tica­ret-ve-hizmet gibi iktisadi faali­yetlere bağımlı hale gelmesinin sonucudur” diyen Günçavdı yazısını şöyle sürdürdü:

Sanayi ve tarımın ikinci plana itiliyor

Sanayinin ve tarımın giderek ikinci plana itilmesinin netice­sinde sanayinin ve tarım sektö­rünün sesinin giderek daha az duyulmasının sonucudur.

Doğal olarak hukuk ve ekono­mik alanlarında yaşananlar do­ğal tabiatları gereği bu iki sektör üzerinde farklı etkilere neden olmaktadır.

Bir yandan küreselleşmiş ve uluslararası değerle­ri sahiplenmiş sana­yi gibi sektörler, diğer yanda ise ulusalcı ve iç pazar gelişmelerine daha duyarlı hizmet-ti­caret-ve-inşaat gibi sektörler…

Kanaatimce bu ser­maye içinde yaşanılan temel kırılmanın kay­nağını oluşturmakta­dır.

Uygulanan ekonomi politika­larının ekonomide yarattığı et­kilerin sonuçlarını da buna göre değerlendirmek gerekiyor.

Örneğin değer kazanmış bir TL, küresel sistemin aktörü ol­muş sanayiyi tarafından daha olumsuz bir şekilde değerlendi­rilirken, daha çok iç pazara da­yalı olan, bu yüzden de “yerellik” özelliği baskın olan hizmet-tica­ret-ve-inşaat faaliyetlerinde iş yapanlar tarafından olumlu ola­rak değerlendirilebilir.

Elbette ekonomik gelişmeler­den birbirinin tersi şeklinde et­kilenen iki grup içindeki iktisa­di aktörlerin ekonomik algıları da ister istemez farklılaşmak­tadır. Bu yüzden sanayicilerin 2025 yılına yönelik karamsar beklentilere sahip olduğu yer­de, özellikle inşaat sektörü ol­mak üzere hizmet-ve-ticaret gi­bi sektörlerdeki beklentilerin daha olumlu olmasında garipse­necek bir durum yok.

Bunların içinde inşaat sektö­ründe son zamanlarda yaşanan gelişmeler ise dikkate değer.

Sektör 2025’den şimdilik umutlu. Dört gözle faiz indiri­minin devamını bekliyor ve ipo­tekli satışlarda ciddi bir artış bekliyor. Bu beklentinin ışığın­da ciddi riskler alarak, önemli miktarda mali kaynak kullanıl­maya başlanmış durumda.

Bu arada ekonomi yönetimi­nin sektörün umutlanmasına katkı yapacak, toplu konut üre­timinin önceliklendirileceği yö­nünde yaptığı açıklalar sektör­deki beklentileri daha da arttır­maktadır.

Ülkenin enflasyonist orta­mında, TL cinsinden maliyet unsurlarındaki artışa oranla da­ha yavaş artan ithal girdi mali­yetleri de konut üretimini cazip kılan bir diğer nedendir.

Bu şekilde inşaat sektörü 2024’deki kayıplarını bu yıl te­lafi edebileceğine inanıyor.

Kısas dönemde böyle bir bek­lentiye evet demek mümkün. Ama bugün yaşadığımız ekono­mik gelişmelerin orta ve uzun dönemde ekonomiyi nasıl bir yapıya dönüştüreceğini bilmek biraz zor.

Yatırımcılar konuta yöneliyor

Ayrıca geçtiğimiz yılın son çey­reğinden itibaren yatırımcıla­rın konuta yöneldiği görülüyor. TL’nin değer kazanması ve istik­rarlı seyri, faizlerin düşüş eğili­mine girmesiyle konut yatırım­cılar için ciddi bir yatırım opsi­yonu oldu. Bu arada KKM’den kopan gerçek kişilerin paraları­nın bir bölümünün de konut ta­lebine gittiği düşünülüyor. Özel­likle Anadolu’da dini ve ahlaki sebeplerle faiz geliri sağlayan fi­nansal araçları talep etmeyen ya­tırımcılarında tekrar konut yatı­rımına yöneldiği tahmin ediliyor.

Şekil 1’deki TCMB verileri de bu yönde gelişmelere işaret ediyor. İnşaat sektöründeki üreticile­rin TCMB’nin faiz indiriminin devam edeceği yönündeki bek­lentileri hâlihazırda satın almış, üretim planlarını da bu beklenti ile uyumlu hale getirilmeye baş­lanmıştır. Geçmişte olduğu gibi konuta yönelik oluşacak ani bir talep patlamasının fiyatları yu­karı çekmesinin önüne geçebil­mek için, sektör şimdiden üretim planlarını yapmış durumda. Üre­timine şimdiden başlanan konut­ların sonbahar aylarında pazara sürülmesi bekleniyor.

Bu yüzden sektördeki birçok üreticinin şim­diden ara mal stokları yapmaya başladığı dikkatlerden kaçmıyor. Malum enflasyonun varlığı üre­ticiyi şimdiden stok yapıp, ciddi mali riskleri yüklenmeye itiyor. Bu nedenle ekonomik büyüme hedefinden vazgeçmeyen bir ik­tidar açısından, tüm eleştirilere rağmen uygulanmaya devam edi­len bu politikaların başarıya ula­şabilmesi için, bu sektörlerdeki girişimcilerin risk algılarını yö­netebilmek önemli.Şu anda sa­nayinin yapı sektörü ayağında bu durum önemli bir canlılık sağlı­yor.

En azından baskılanmış kur­lar sebebiyle ihracatta zorlanan yapı sektörünün bu şekilde nefes almasına olanak sağlanmış du­rumda. Ancak tüm bu iyimserli­ğin sanayinin gerçek sorunlarına çözüm olmasını beklemek doğru olmaz. Sadece sektörün alt bölü­müne aşırı borçlanmadan kaça­bilecekleri sınırlı miktarda bir nakit akımı sağlayacaktır. Türki­ye ekonomisindeki çözüm bekle­yen temel sorun, sanayinin çağın koşullarına uygun yapısal dönü­şümünü sağlayacak yatırımları yapabilecek mali, hukuki ve si­yasi koşulların ülkede olmaması­dır. Bu koşulların mali ayağında oluşan kısıtları ortadan kaldıra­bilmek için düşük faizli birtakım kaynakların TCMB bünyesinde oluşturulduğu biliniyor.

Ancak bu kaynakların gerçekten arzula­nan dönüşümü yapacak şirketle­re mi kullandırıldığı, yoksa siya­si yakınlıklara göre mi verildiği konusunda iş dünyasında şüphe­ler bulunmaktadır. Bu yönde iz­lenecek bir şeffaf bir iletişimin biryandan arzulanan dönüşü­mü gerçekleştirmeyi kolaylaştı­racak, diğer yandan da ekonomi yönetiminin orta ve uzun dönem hedefleri konusunda kamuoyun­da oluşan endişeleri gidermeye katkı yapacaktır.

Abone Ol :)
Bildir
guest
0 Yorum
Eski
Yeni Oy
Inline Feedbacks
Tüm yorumlar
Search